Atatürkçüler ve Biz

14 Nisan 2019

Bu yazıda şu soruların cevabını arayacağız:
1) Bir insan neden atatürkçü olur ?
2) Atatürkçülüğün kökeni nedir ? Atatürkten önce atatürkçü var mıydı ?
3) Atatürkçüler Dindar idarecileri neden istemez ?
4) Atatürkçüler İslam Şeriatına karşı iken Hıristiyan batıyla neden barışıktır ?

Atatürkçüler kendi tanımlarıyla “çağdaş yaşamcı” “laik” kişilerdir. Laik; yani Din’in insan hayatına müdahalesini istemeyen ve “çağdaş yaşam” dedikleri seküler hayatı arzulayan kişilerdir. Bu arzularını “atatürkçülük” fikri içinde bulurlar. Kemal Atatürke sarılmalarının sebebi budur. Dini ve ilahî hiç bir baskı, hiç bir telkin tavsiye altında kalmak istemezler. Dinin norm ve yasalarına uyma gereği hissetmeden dünya hayatını gönüllerince sürdürmek isterler.

Kuran bu arzuya “nefsin hevasına uymak” “hevasını tanrı edinmek” der.

Meselenin kilit noktası budur: Hevaya uymak. Atatürkçünün istediği tek şey de bu: “Benim yaşantıma kimse karışmasın canım nasıl istiyorsa öyle yaşarım neden zevk alıyorsam onu yaparım”

“Din baskısı” dedikleri İslamın farz ve haramlarından soyutlanmış bu tür gönlünce yaşamaya “çağdaş yaşam” ve “laikik” “batılı olmak” “aydınlanmak” demişlerdir. İslam şeriatını Türkiye topraklarında iptal edip bu çağdaş yaşamı bunlara sunduğu için Kemal Atatürke minnettardırlar. yeniden dine dayalı idare biçimine iman tanımadığı için de “atatürkülük” ve “laikilik” bunların dünya görüşüdür.

Allah ise bu Din-i mübin-i İslamı, nefsin hevasını iptal etmek için indirmiştir. Din ile nefsin hevası, -onların söylemiyle- “Din ile çağdaş yaşam” taban tabana zıttır.

Onlar bu zıtlığın farkındalar. O yüzden dindar insanı görmek bile istemezler. Hele dindarın yönetici olmasını hiç istemezler. Onlara göre dindarlığını namazıyla, başörtüsüyle veya sakalıyla açığa vuran kişi karşı kesime mesaj vermektedir; “Bakın Allah var, farz var haram var, siz de dindar olun yoksa yanacaksınız” mesajını vermektedir. O yüzden dindar görmeye tahammül edemezler. O yüzden her dindar görünümlü kişi sinir bozucudur. Dindarlığın işaretlerine Dinin şiar ve sembollerine o yüzden tepkilidirler. O yüzden kimlikte müslüman ibaresi olsun istemezler. o yüzden cami minare görmek de istemezler, ezan sesi duymak istemezler.

“Ama bu kesim yogacı budistlere, haçlı Hristiyanlara karşı hoşgörülüler, demek ki bunlar aslında dindar insana karşı değiller” demeyin sakın. Çünkü içi boşaltılmış, muhtevasında Allaha ibadet kalmamış, helal haram kavramları yok olmuş bir hıristiyanlık nefsin hevasına müdahele etmez, çağdaş yaşamı etkilemez. Bütün mesele buydu çünkü çağdaş yaşam. “Nefsin arzularını sınırsızca yerine getirmek”. Hristiyanlık mevcut haliyle buna mani değil, Budizm hiç değil.

Bu sebeple.. atatürkçü laik birey hıristiyanlarla uyum içinde olabilir. Hatta batılı hıristiyanlar ülke idaresini ele geçirmek isteseler bunlar için sorun teşkil etmez. Bunun için onlarla işbirliği de yapabilirler. dindar yöneticiyi devirmek için AB’den ABD’den medet umabilirler. Şeriat isteklisi dindar yönetici görmektense çağdaş hıristiyan idaresini tercih ederler

O yüzden Türkiyenin avrupa birliğine girmesini en çok bunlar isterler. Fox tv nin batılı yayınlarını içtenlikle izler, avrupanın amerikanın Akp’li Türkiye Hükümeti aleyhindeki tutumuna alkış tutarlar.

Atatürkçü laiklik ile hıristiyan batı arasında olan ortak payda budur: “çağdaş yaşam”. O ki iki kesim de çağdaş yaşamcı anlaşır giderler. aralarındaki tek kavga dünya nimetini bölüşme kavgası olur.

Türkiye laikleri batıda olduğu gibi isterler “Sevişir ama doğurmaz kimse karışamaz ! birlikte olur ama nikah kıymaz ! içkisini de içer dekolte de gezer ! Ramazan ayında sokakta yer içer sana ne ! parasını kumara eğlenceye verir zekata vermez sana ne ! ister eşcinsel olur ister feminist ister ateist sana ne..!”

Bu kesimin Din ile ilişkisi -varsa eğer- mücerret bir tanrı inancıdır. Allah adını da tercih etmezler, islamı çağrıştırdığı için.. Tanrı derler. Ancak başları sıkışınca dua etmek ihtiyacından kaynaklı bir tanrıya inanmış olabilirler. Çağdaş yaşama karışmayan buyurmayan yasaklamayan bir tanrı..

Bunlarda Tanrı inancı vicdandadır. herkes vicdanında sakladığı tanrı tercihinde hürdür. “Din ve vicdan hürriyetine karışmayız, Dine saygılıyız” derken kastettikleri şey budur: vicdana hapsedilmiş bir inanç. Bu kadarı Tanrının hakkıdır. Tanrı vicdana karışır ama çağdaş yaşama karışmaz. Yaşama karışmak ise Sezarın hakkıdır ! Tanrının hakkını Tanrıya, Sezarın hakkını Sezara verirler !”

Sezar Atatürktür. veya atatürkçü bir yöneticidir.

O yüzden bunlar için atatürkçülük ana kıstastır. Bir siyasi şahsiyet eğer atatürkçü ise bunlar için baş tacıdır. atatürkçü olsun çamurdan olsun.

Ama eğer idaerci atatürkçü değilse ve müslüman dindarıysa, isterse Türkiyeyi bilimde savunmada zirve yapsın, refah ve teknolojide çağ atlatsın bunlara yaranamaz. Takdirlerini alamaz. O anda seçim olsa giderler o çamurdan olan atatürkçü adaya oyları boca ederler.

Vatan Millet sevgisi imandandır. Bunların öncülediği şey vatanın milletin kalkınması değil “çağdaş yaşamdır” yani şehevi arzu ve egoist menfaatleridir.

O yüzden ne kadar başarılı olursa olsun dindar idareciden yana asla olmazlar. Bir tek oy vermezler. Dindar idareciden daima korku duyarlar. Çünkü dindar idareci -bunların gözünde- “hep takiyye yapmaktadır ! vatandaşı aldatmaktadır ! Onun gerçek hedefi başkadır, halka hizmet etmek, yok refah düzeyini yükseltmek filan değil.. Bunları gizli emellerine alet ederler. Onun gerçek hedefi fırsatını bulduğunda ülkeye yeniden ŞERİAT getirmektir, laikliğin garantisi altındaki “çağdaş yaşamı” iptal etmektir !” Korku ve nefretin kaynağı budur.

O yüzden bu atatürkçü kesimin gözünde seçimler bir savaş meydandır; aynen kendi ifadeleriyle “laiklik ile Şeriatın” savaşı. Atatürkçüler bu savaşta laiklik için çağdaş yaşam için Şeriata karşı, irticaya karşı savaşırlar. onlar Atatürkün ordusu ve işte “Mustafa Kemalin askerleridir”

Bu savaşta düşman(!) ordusunu yenmek için herkesle ittifak edebilirler. Pkk’lı komünist şamanist ateist milli güreşçi fark etmez. Düşman gördüğü AKP saflarına karşı olan herkes bunların müttefikidir.. her türlü el sıkışıp omuz omuza gelebilirler.

NETİCE VE ÇARE

Görüldüğü üzere sorunun kaynağı iman zafiyetidir. Hayatın gayesini kavramama, Ahirete hesaba kitaba doğru inanmamaktır. Cenneti dünyada arar gibi Bütün gaye ve arzusu dünya hayatından azami zevk almak olan bu insanlar bu amaçları yolunda engel ve tehdit gördükleri dindarları her zaman dışlayacaklar ve asla bir dindarın idaresi altına girmek istemeyeceklerdir.

Dolayısıyla sorunu -bu kesimi kastederek- “gönüllere giremedik demekki” şeklinde betimlemek, ve akabinde bunlara kendini sevdirmek uğruna özünden aslından daha da uzaklaşmak asla çözüm olmayacaktır.

Çünkü bunlar seni “sen” olduğun sürece asla sevmezler. Seni sen yapan bütün değerlerden, ila-i kelimetullah davasından, vatan millet aşkından vaz geçip onlarla bir olmadıkça, onların yaşam tarzına girmedikçe senden hoşnut olmazlar. Böyle bir netice çözüm değil toplu çöküş olur.

Şu halde çözüm onları düştükleri laiklik ve deizim çukurundan Allahın ipiyle çekip çıkarmaktır. Onlara kendimizi değil, Allahı Rasulullahı sevdirip Allahın yoluna ilim ve hikmetle davet etmek. Bunun için Milli Eğitimi Diyaneti Yök’ü seferber etmek. Akp teşkilatını acilen bir emri bil maruf ve tebliğ teşkilatına dönüştürmek. Bunun için derhal hak tarikat ve cemaatlerle dirsek temasına geçmektir.

Ve çözüm her hoca derhal kolları sıvayıp bu kesime ulaşmak. Stabil dinleyici kitlesiyle dernek sohbet odalarını dolduran ve zaten bizim olan insanlarımızla bütün mesaisini harcayıp, enerjisini tüketip sonra dava uğruna büyük hizmet yaptığını zannetmeden.. Dinden imandan habersiz bu kesime bir türlü ulaşıp bunların algı ve anlayışına hitap edecek vaaz ve nasihatlarla bu toplumun topluca Allaha dönmelerini sağlamaktır.

Evet çözüm kolay değil zordur. Ama her zorluktan sonra kolaylık vardır. Zahmetsiz rahmet olmaz. isa erdoğan

Yorum Yapılmamış

Yorumlar kapalı.