İmam

Allahın adıyla. “İmam” lider demektir. Bu kelimeyi ilk defa Kuranla duyduk. Allah, dostu İbrahime seni insanlığa imam yapacağım dediğinde. Bir de müslümanların duası vardı “Allahım bizleri mütteki kullara imam eyle” Ve Allah ahiret günü her insanı imamıyla çağıracağız buyurur. Dünyada hangi imamın, liderin izinden gitti isen ahirette onunla birlikte olacaksın. Bu kadarı imam olmanın değerini anlamak için yeter. Hayır Türkiyede bilinen imam bundan farklı değil. Bizzat budur, Kuranda sözü edilen imamdır. Belki amelde imamlarımız makamın yerini tam dolduramıyor. Ancak bu şan, bu makam o görevin mazmununda münderictir. islamda en büyük rütbe cuma namazına liderlik yapmaktır. Sahabe geldi Ya Rasulallah bana bir amel öğret onu yaparsam cennete gideyim” deyince “imam ol” Eğer olamazsan imama en yakın ol, namazını imamın gölgesinde kıl” demişti. Allah namaza liderlik yapan İmamın başını sıvazlar” Allah namazda imamın kalbine nazar eder, onda hayır arar, görürse daha cemaate bakmaz, bütün cemaati ona bağışlar namazlarını toptan kabul eder.. “ İmam olmak mı üstün müezzin olmak mı ? Koca koca müçtehitler ihtilaf ettiler. Müezzinlik efdal diyenlere karşı imam Azam öğle bir delil getirdi ki.. diyecek söz bırakmadı. “Elbette imamlık üstün çünkü baksanıza Rasulullah müezzin değil, imamdı imam” Hem Türkiyede imam olan müezzin de olur hatip de olur müftü de olur….

Deizme Götüren Öğrenci Soru ve Şüpheleri ve Cevaplar

Düzce Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. F. Günaydın bazı İmam Hatip Okulu öğrencilerini deizme yönelten konular hakkında araştırmalar yaptı. Bunun sonucunda İmam Hatiplilerin belirttiği çeşitli soruları derledi. İşte o 21 soru ve İsa Erdoğan hocanın cevapları : 1. Allah bizim Cennete ve Cehenneme gideceğimizi biliyorsa, neden bizi imtihan ediyor? Cevap: Suç gerçekleşmeden cezasını vermek adalete aykırı olduğu için. Polis örneğin uyuşturucu tacirlerini tespit eder ancak hemen tutuklamaz, onları takibe alır bütün delilleri toplar ve sonunda baskın yapar. Aynı böyle. Cennet güzel amellerin mükafatı, cehennem küfrün cezasıdır, mükafat ve ceza ancak eylemden sonra olur önce olmaz. 2. Öldükten sonra dirileceksek neden ölüyoruz? Cevap: Allah her cana belirli bir ömür biçmiştir. Buna ecel denir. Eceli gelen ölür. Neden ecel tayin etti ? Çünkü dünya hayatı meşekkatlidir ve zaman geçtikçe kişi yaşlanır sağlığını kaybeder ve dünya hayatı çekilmez olur. Kulların ölümü Ölmeyen Diri Olanın büyüklüğünü gösterir hem.. Aynı olamazlar 3. Allah her şeyi bildiği halde neden bizi yarattı? Cevap: Bizim bilemeyeceğimiz yüksek gayeleri ve sırlı hikmetleri O bildiği için. Hem bizi yaratmakla bize en büyük iyiliği yapmıştır. Var olmayı kim istemez.. Bundan dolayı Ona ancak teşekkür etmeliyiz. 4. Bizler Müslüman ailede doğduğumuz için mi Allah’a inanıyoruz. İnanmayan aileden doğanların suçu…

Arapça Öğrenmek Bu Kadar Zor Değildi

Türkiye’de benim tespit ettiğim üç dört çeşit Arapça öğretim metodu var. Medrese usulü, İmam Hatip Lisesi metodu, özel kursların metodu ve hafıza teknikleri yöntemi.. Medrese usulü, en köklü ve en sağlam usuldür. Bunun Doğu usulü ve İstanbul usulü gibi farklı çeşitleri de mevcut. Yazının son kısmında bu usule geleceğiz. İmam Hatip okullarında takip edilen metod adeta öğrenciyi oyalama, yıllarca Arapçayla meşgul olsun ama asla tam  olarak öğrenmesin! türünden bir taktik. En zeki ve başarılı imam hatip öğrencilerinin mezun olduklarında Arapça konuşamadığı gibi Arapça bir eseri de okuyamadıkları bunun göstergesidir. Kardeşim bir imam. Benden sadece iki yaş küçük ve tam altı yıl imam hatip lisesi okudu. Sarıkayada ve Kayseride.. Çok da istekli şuurlu çalışkan ve zekiydi. Son sınıfa geldiğinde sonuçtan pek memnun olmamıştı. Arapçayı öğrenmiş sayılmazdı Kuranı Hadisi anlayamıyordu. Meslek dersi öğretmenine bunun sebebini sordu. Öğretmeni şöyle diyebilmişti “Arkadaşlar bu okul kitaplarıyla Arapça öğrenmeniz mümkün değil. Bakın bunu ilk defa size açıklıyorum “İzhar” isminde bir kitap var Osmanlı medreselerinde en temel Arapça ders kitabıydı. Arapçayı öğrenmek için Mutlaka onu okumanız gerekir.. Evet gerçekten de İmam Birgivi Hz‘nin kaleme aldığı İzhar kitabı medrese hayatım boyunca okumaktan en çok zevk aldığım öğretici doyurucu feyizli bir kitap olmuştur. Akşamları bazen çay faslı düzenler bakkaldan…

Sahte Mehdiyi Yıkmak İsterken, Dîni Temelden Yıkmak!

Özet : Diyanet ve İlahiyat : insanımızı bozuk akımlardan sahte mehdilerden korumak görevimiz. Bunun için islamda mehdi nehdi yok diyeceğiz. _Ama sahih hadislerde var ? _O zaman o hadisleri de inkar ederiz. Akla ve bilime uymuyor çünkü ! _Bu durumda akıl ve bilim sizin din tespit ölçünüz. Bu ölçü ile hareket edecek nesiller dini her türlü şekle sokarlar, kırparlar yontarlar ve ortada ne Din kalır ne Diyanet.  Böylece kendi bindiğiniz dalı kesmiş olursunuz. “Gençleri bozuk akımlara kapılmaktan nasıl koruyabiliriz” konusunda Diyanet İşleri bir çalışma yapmış ve bir rapor yayınlanmış. Raporda dikkatimi çeken husus, gençlerin Adnan Oktar gibi “ben mehdiyim” diyen kişilere ilgi duyduğunu tespit etmiş, çözüm olarak da gençlere “İslam dininde kişilerin bir mehdi arama ve tabi olma gerekliliği olmadığını öğretmek” olacağını ifade etmişler. Yani kısaca “Mehdi inancını yıkmalıyız!” demişler. Mehdî inancını yıkmak gerçekten çözüm müdür ? Yoksa Din hayatında daha büyük yeni sorunlar üretmek midir ? Bizce asla çözüm değil. Çözüm olmadığı bir kere şuradan belli; Bakınız Türkiye ilahiyatçıları otuz kırk yıldır “Mehdi beklemeyin gelmeyecek” derler ve ancak “gelecek” inancı canlı bir şeklide varlığını korur ve işte “mehti benim” diye ortaya çıkan herhangi bir şarlatan yığınla insanımızı alır arkasından sürükler gider.. İslamın ana kaynaklarında açıkça Mehdi gelecek yazılı iken…

Yanımdaki Abdülmetin Hoca

Bir Abdülmetin Hoca dünyadan geldi geçti. Herkesin kalbindeki Abdulmetin farklı olabilir. Ben burada kimsenin tesirinde kalmadan benim yanımdaki Abdulmetin Balkanlıoğlu’nu anlatacağım. Ben Abdülmetin hocayı 90’lı yılların başlarında tanıdım O zaman İsmailağa’ya yeni gelmiştim Kayseri’deki prestijli okulumu bırakmış anne babamın ve bütün akrabalarımın karşı çıkmasına rağmen kimseyi dinlememiş, kimsenin kınamasına aldırmamış ve Allahın ilmini tahsil etmek için istanbula Mahmud Efendi Hazretlerinin medresesine sığınmıştım. Bu bakımdan kendimi biraz yalnız hissediyorum kimseden yardım para pul isteyecek halim yoktu. Ve medresede izin zamanı geldi. Herkes memleketine gidiyordu ancak benim memlekete yozgata gidecek yol param yoktu ve bir arkadaşım “Metin hoca talebelere yardım ediyor istersen ondan yol parası isteyebilirsin” demişti Ve beraber Metin hocaya ismailağanın karşısında imamlık yaptığı Acemoğlu Camisi’ne gittik. Namaz çıkışında utana sıkıla durumu kısaca anlattım beni yalnız bir yere çekti O zaman cebinden 1000 lira para çıkardı hiçbir şey sormadan sorgulamadan o bin lirayı bana verdi. Yol parama da yetiyordu harçlığıma da yetiyordu. Ne kadar duygulandım anlatamam. Metin Hoca’nın İlk babalığını o zaman gördüm. O gerçekten fakirin ve Talebenin babasıydı. Ders okuduğumuz hocalardan isteyemez Abdulmetin hocadan isteyebilirdik. Ve mutlaka işimizi hallederdi. Sonra duyduk ki yine bu Metin hocamız Talebelerin ilaç masraflarını da karşılıyormuş. Reçeteyi Metin hocaya götürüyorduk O bir imza atıyor ve…

Bir Hatıram: Molla Alımı İmtihanı

İkinci Bölüm: Sınava Giriş Bugün Hazıran 2012. Molla sınavına girdik. hayırlısıyla. Nuru Osmaniye Camii avlusundaki sınav mahalline bir vardım ki.. saat 10:30 Sıram çoktan geçmiş ! Mübaşire rica, mülazıma minnet girdim içeri.. Dediler “evrağını çıkar” yani sınava giriş belgesini… Bir eyvaah da o zaman çektim. Onu da evde unutmuşum.. Bilmiyorum kime kızacağımı.. şeytana mı kızsam…Neden erken yatmadım diye kendime mi.. yoksa kimseye kızmasam mı.! Sabah, namazdan geldim, dedim çok uykuluyum bir iki saat daha yatıyım sekiz buçukta kalkarım.. Bir uyandım ki saat dokuz buçuk! Eyvah geç kaldım.  Saate baktım susmuş. Dünden beri kafamda kurmuşum.. sınava giderken ceket yaka cüppemi giyecem.. Hani anlarsınız kravatlı adamların gözüne biraz daha şirin görünmek için… yok efendim arabaya bir bindim baktım üzerimde ders cüppem var.. tam molla işi Ara ara Nuru Osmaniyeyi.. sonunda bulduk. arabayı park edecek yer yok… otoparka çek dediler gittim buldum otoparka vardım, girişinde kocaman levha “LPG li araçlar giremez” Düşündüm çaktırmasam gizlesem lpg li olduğunu.. sonra hayır kokusundan anlarlar rezil oluruz… vazgeçtim. bir iki sokak sağa sola baktım.. hemen orada istanbul valiliği… göz açtırmazlar araçlara, çekerler hemen, perişan oluruz.. Biraz yağmur yağmış yerler ıslak ve renkler koyu.. bir yer buldum kuru ve renk açık.. anladım buradan araç çıkmış.. park ediverdim oracığa…..

Uydurulan Dinden Indirilen Dine

Allah’ın 99 Adıyla Fizik Kimya.. Dini İlimler midir ? i.er Allah’ın 99 Adıyla Emekli Diyanet işleri başkanı sn Mehmet Görmez şöyle bir söz söylemişti “Tefsir Hadis Fıkıh vb ne kadar dini ilimler ise Fizik Kimya Biyoloji vb de o kadar dini ilimlerdir” Ilim çevreleri bu nitelemeyi kabul etmez ancak ben burada bunun doğru olduğunu var sayarak yazacağım. Başkanın ifadesine göre Türkiyede ve hatta dünyada okullarda okuyan bütün öğrenciler dini ilimler tahsil etmekteler çünkü matematik fizik kimya biyoloji coğrafya.. herkesin okuduğu ilimler. Ancak yapılan son ankete göre Türkiyede Allah’a inananların sayısı % 86 görünüyor. Meleklerin varlığına inananlar %75, Peygamberimiz Muhammed aleyhisselamı hayatına örnek kabul edenler %63 kader hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna inananlar %55. Yüzde 99’u müslüman denilen ülkede bu rakamlar müspet dindarlığın gerildiğini, mütedeyyin, dinine bağlı insanların azaldığını gösterir. Dini İlimler? Çelişki burada: Bütün öğrenciler sabahtan akşama kadar dini eğitim alacak ancak günden günde dinine bağlılık azalacak ! Buna karşın hiç okula gitmemiş insanların daha dindar ve tutucu oldukları görülecek! Bu durumda diyanet işleri eski başkanına sormak gerekir “hocam iyi düşün ya bu ilimler (fizik kimya matematik) dini ilimler değil ya da bu işte bir terslik var !? Öyle ya.. Dini ilimler içinde yüzen kişilerin dindar olması gerekir. Aslında pozitif…

Diyanet Takvimi mi Gözle Gözlem mi ?

Allahın Adıyla… Her Ramazan ayı tekrar eden tartışma: Süleymaniye Vakfı içinde yuvalanan basit ve küçük bir fırka belki adını duyurmak için koskoca Diyanete karşı çıkıyor, ve Diyanetin işin uzmanı bilim adamları ve gelişmiş teknolojiyle yaptığı İMSAK hesabının hatalı olduğunu iddia ediyor. Bunlar Kuran’ın oruç ile ilgili “Beyaz hayt ufukta siyah hayttan sizce belirgin oluncaya kadar sahurda yiyin” Ayetinde belirtilen ‘belirgin olma’ nın insan gözüyle görebilecek bir belirginliktir, dolayısıyla Diyanetin hesaba dayalı takviminde yazılan imsak saatinde o beyazlık gözle görülmediği için henüz imsak olmamıştır, gerçek imsak şu kadar saat daha geç başlamaktadır, dolayısıyla Diyanet millete fazladan oruç tutturmaktadır” diyorlar. SORU: Bizler bu konuda ne yapmalıyız kime itibar etmeliyiz ?   CEVAP: Tabi ki Diyaneti dinlemeliyiz. Diyanetin hesabı, takvimi Türkiye müslümanlarını dinen bağlayıcı tek unsurdur. Çünkü RAMAZAN, KURBAN, BAYRAM, HACC, CUMA NAMAZI, CİHAD gibi bütün toplumu ilgilendiren dini ve milli konularda o toplumun Müslüman idarecisi yetkilidir. Yetkilinin kararı hatalı bile olsa mutlaka uyulmalıdır. Türkiyede idare Hükümet tarzındadır ve Hükümet bu yetkisini DİYANET’E devretmiş olduğu için Müslümanların itaat etmek zorunda olduğu tek merci Diyanet olmuştur.  Allah Kuranda Müminlerin yolundan ayrılanı şiddetle kınar ve Cehennem ile tehdit eder. Misa:115   Peygamber efendimiz de cemaatten ayrılmayı katiyetle yasaklar, birlik içinde hareket edip başımızda olan mümin idareciye*…

Cemaatler Ümmet Birliğine Faydalı mı Zararlı mı ?

SORU: Müslümanlar o cemaat bu tarikat ayrılmalı mı, yoksa tek bir Ümmet mi olmalıyız ? Hangisi İslamın Ruhuna daha uygun ? İslam birliği nasıl tesis edilebilir ? CEVAP: Evet, Ümmet ordu ordu ayrılmalı, Kara ordusu, hava ordusu.. gibi. Sonra Ordular kol-ordulara bölünmeli, Kolordular tugaylara, Tugaylar alaylara.. ve taburlarımız, bölüklerimiz ve takımlarımız olmalı. Ordulara bulunan bunca farklılık ve bölünmüşlüklere kimse itiraz etmez. Profesyonel ordunun tanzimi bu şekildedir çünkü. Islami cemaatlerde aslında böyledir. Her bölük, her tarikat vazifesini idrak edecek ve ortak düşmana karşı taarruzunu yapacaktır. Galip olan islamdır. Bu zamanda Cemaatler Ümmet Birliğini sağlayan en büyük ordulardır. Cemaat dışında kalan fertler askere kaydolmamış eli cebinde gezen boş adam gibidir.. Bu günde beş kere camiye de gitse islam Birliğne fazla katkısı yok. “Cemaat dışında kalmak” Yani müstakil bir tavır içinde olmaktır. Müstakil tavır takınmak hem Kuranda hem de Sünnette yerilir reddedilir. “Allahın eli cemaatin üzerindedir.” Hadis Müslümanlar Halifesiz kaldıkları günden beri, ipi kopmuş tespih taneleri gibi dağılmıştır. Bu dağınıklık ve şaşkınlık zamanında ümmetin imdadına Şeyh Efendiler ve salih cemaat liderleri yetişmiştir. Bunlar etrafında yeniden bir araya gelen ümmet fertleri binlerce 1ey olmaktan kurtulmuş, küçüklü büyüklü ordular olmuşlardır. Ordu bir merkezden emir alan ve aldığı emri canı pahasına uygulayan hiyerarşik yapılardır. Ehli küfür ve…

Şalvar Cübbenin Türkiyede Muzafferiyeti

“Islam garip başladı ve yeniden yeniden garipliğe dönecek” Hz Muhammed Rasulullah sas “Sünnete sarılanlar her zamanda gariptir” Şirat ul-İslam Kitabı Şalvar cübbe sarık sakal ve çarşaf Mahmud Efendi Hz’nin irşada resmen başladığı 1960 lar Türkiyesinde her alanda; Camide, sokakta, çarşıda, okulda ve dairede garip idi. ▪1980 lerde cami gurbeti sona erdi biiznillah. Raşha 1: Efendi hazretleri Zehra Annemizi de yanına alıp chp nin o zaman kalesi durumunda olan Çarşamba sokaklarında kindar bakışlar arasında Emru bil Maruf için ısrarla gezinip gözleri alıştırır Raşha 2: Ve onun izinde yürüyen ilk ihvanlar kem gözlere, homurtulara rağmen orada burada ve namazlarda sarık sarmışlar, sünnetten taviz vermeyip sabır ve tahammül etmişlerdir. ▪1990 yıllarının sonunda şalvar cübbe sarık ve çarşafın sokak gurbeti nispeten sona erdi. Sokakta rahat gezinebilir oldular. Yine çilesini çekmiş olarak buna nail oldular. ▪2010 lu yılların sonunda sünnet ehlinin çarşı gurbeti sona erdi; iş bulabilir iş tutabilir oldular.. İşsiz kalıp sabretmeleri, para için, rahat için sünneti terk etmemeleri hürmetine.. Sahabeler gibi Raşha 3: Bir hoca kardeşim (A.Yılmaz) şöyle anlattı: Babam Haliç Tersanesinde işçi idi. ~1980 li yıllar. Bir gün talimat geldi ya sakalları keser cübbe sarıkları çıkarırsınız ya da işten çıkarsınız. Babam bir kaç ihvanla Efendi hazretlerine geldi ne yapalım diye sordular. Mahmud…

İstanbul Din Gönüllüleri Buluşması Notları (1) 2017.03.16
Diyanet , Genel , Türkiye Gündemi / 16 Mart 2017

Her sene yapılması planlanan toplantının gayesi Diyanet bünyesinde görevli olan İmam Müezzin ve Vaizlerin (Din Gönüllülerinin) bir araya gelip kendi meselelerini görüşmek fikir alışverişinde bulunmak dertleşmek.. İlki yapılan bugünkü toplantı yeni İstanbul Müftüsü Hasan Kamil Yılmazın konuşması ile başladı. Hasan Kamil Yılmaz din gönüllüsünün sahip olması gerektiği vasıfları sayarken Peygamberlerin vasıflarını zikretti. Şöyle dedi Din tebliği nebevi bir iştir Vasıfları Ismet; günahsızlik ufkunda dolaşmak Sıdk; doğru sözlü olmak. Emanet; güven verici olmak. Fetanet; zeki ve akıllı olmak. Tebliğ; insanlara ulaşmak. Sonra Diyanet İşleri Başkanı sn Mehmet Görmez konuşmaya başladı. İki saatlik konuşma içinde öne çıkan hususlar şöyle idi: Müftülükler ile din görevliler arasında kuvvetli irtibat ve dayanışma olmalı. Görevli, müftülükten ayrılırken yücelmis hissetmeli. Değer verilmeli Kendi aramızda ders halkaları kurun. Yoksa paslanırız Din görevlisi topluma bütün toplumu ilgilendiren değerleri taşımalı, kendi meşrebini kendine saklamalı. Miradan uzak durmalı. Dinde mira.. dinde tartışma. din birleştirici unsur olmaktan uzaklaştırıldı tefrika ve ayrılık unsuruna dönüştü dinde ki miradan sebep. Çıkıyorlar dinde mira tartışmaları yapıyorlar sonra Diyanet neden cevap vermiyor diyorlar.. Diyaneti de tartışmaya çekmek istiyorlar. Rotasyon soruldu, sayın başka dedi buna burada karar verelim.. Bir görevli bir yerde yıllardır bulunuyor kendini geliştirmemiş, sermayesini tüketmiş ise bunun başka bir yere taze bir başlagış için gitmesi…