Hadisler Vahiy Olduğuna Aklî Delil

Internetin yayılmasıyla eski bir felsefe “hadisleri inkara dayalı Kurancılık” felsefesi yeniden baş göstermiştir. Bunların en önemli fikirlerinden biri Hadislerin Allahtan bir çeşit vahiy olduğunu inkar etmektir. Bunu inkar etmenin tutarsız çürük bir düşünce olduğunu ispat edeceğiz. Buyurun Hadisi şerifler Vahy-i Gayr-i Metluv’ dür. Bunu inkar etmek aşağıdaki 2 neticeden birini mutlaka gerkli kılar : 1) ya Allah Rasulü islam dini hakkında Kur’an dışında hiçbir şey söylememiştir! Yani bütün hadisler uydurmadır !? 2) ya da Allah rasûlü Islamda helaller haramlar, ibadetlerin şekilleri, ayetlerin tefsiri, eski ümmetler, gelecek olaylar hakkında yaptığı tüm açıklamaları kendi aklı ve zekası ile söylemiştir !? Birinci şıkkın olması mümkün değil. Kaldı ikinci şık. Ikinci şıkka gelince: Bu durumda Allah peygamberinin açıklamalarını ya onaylamıştır, ya da onaylamamıştır. a) Eğer onaylamadı derseniz, bu “peygamber dini bozmuştur!” demek olur ki mümkün değil. kaldı geriye diğer ihtimal. b) onaylamıştır. Din, geçmiş ve gelecek ile ilgili hadislerini Rasulullah kendi aklı ve zekasıyla söylemiş ama Allah hepsini onaylamıştır” demiş olursunuz. Neticece Allah’ın onaylaması da bir nevi vahiydir öyle ise her durumda *Hadisler vahy-i gayr-i metluv* dur. Ispat edildi. isaerdogan.org

Medrese ve İcazet Sistematiği

Medrese ders yapılan yer demektir. Literatürde Medrese icazetli hocalar eliyle Kuran ilimlerinin okutulup tahsil edildiği ilim merkezidir. Kuran ilimleri iki sınıftır, alet ilimleri ve âlî ilimler (علوم آلية و علوم عالية) Alet ilimleri araçtır. Lisan-ı Arab ve muteallikatı ile mantık münazara.. gibi. Âlî ilimler ise maksattır. Tefsir Hadis Akaid Fıkıh Tasavvuf ile bunların usülleri gibi. İcazetnâme Icazet, cevazdan gelir izin demektir. Yetkin bir İslam alimi yetiştirip mezun ettiği talebesine, o ilmi öğretme ve yayma izni vermesine icazet denir. Ancak kendisi de bu izni üstadından almış olmalıdır. Öyle ki o üstadlar kesintisiz bir şekilde Resulullaha kadar ekli olmalı. Talebe-hoca ilişkisiyle birbirine bu şekilde ekli olmaya silsile denir. Medreseyi ilahiyattan ayıran temel özellik bu silsile ve icazet kavramıdır. Ilmin kaynağı Allahtır ve Allah’tan ilk ilim ve icazet alan sevgili Peygamberidir. Peygamber aleyhisselam Allahın ilmini bu icazetle Sahabeye aktarmış, Sahabeler de Tabiine aktararak ilimde silsile ve icazet kültürü meydana gelmiştir. Allah, Rasulüne “bu Dini insanlara açıkla, aldığın vahyi tebliğ et” emrini vermekle ilk icazeti de vermiş oldu. Çünkü emir elbette izni kapsar. Allah Rasulü ise bu ilmî sorumluluğu Sahabeye yüklemekle onlara bir nevi icazet vermiş, Sahabe ise bu sorumluluğu Tabiine yükleyerek onlara hükmen icazet vermiş oldular. Sonra ilim alışverişi kurumsallaştı. Medreseler kuruldu camilerde…

Sahte Mehdiyi Yıkmak İsterken, Dîni Temelden Yıkmak!

Özet : Diyanet ve İlahiyat : insanımızı bozuk akımlardan sahte mehdilerden korumak görevimiz. Bunun için islamda mehdi nehdi yok diyeceğiz. _Ama sahih hadislerde var ? _O zaman o hadisleri de inkar ederiz. Akla ve bilime uymuyor çünkü ! _Bu durumda akıl ve bilim sizin din tespit ölçünüz. Bu ölçü ile hareket edecek nesiller dini her türlü şekle sokarlar, kırparlar yontarlar ve ortada ne Din kalır ne Diyanet.  Böylece kendi bindiğiniz dalı kesmiş olursunuz. “Gençleri bozuk akımlara kapılmaktan nasıl koruyabiliriz” konusunda Diyanet İşleri bir çalışma yapmış ve bir rapor yayınlanmış. Raporda dikkatimi çeken husus, gençlerin Adnan Oktar gibi “ben mehdiyim” diyen kişilere ilgi duyduğunu tespit etmiş, çözüm olarak da gençlere “İslam dininde kişilerin bir mehdi arama ve tabi olma gerekliliği olmadığını öğretmek” olacağını ifade etmişler. Yani kısaca “Mehdi inancını yıkmalıyız!” demişler. Mehdî inancını yıkmak gerçekten çözüm müdür ? Yoksa Din hayatında daha büyük yeni sorunlar üretmek midir ? Bizce asla çözüm değil. Çözüm olmadığı bir kere şuradan belli; Bakınız Türkiye ilahiyatçıları otuz kırk yıldır “Mehdi beklemeyin gelmeyecek” derler ve ancak “gelecek” inancı canlı bir şeklide varlığını korur ve işte “mehti benim” diye ortaya çıkan herhangi bir şarlatan yığınla insanımızı alır arkasından sürükler gider.. İslamın ana kaynaklarında açıkça Mehdi gelecek yazılı iken…

Şefaat’ın Delili Tur:21

Tur Suresi 21. Ayet Şefaatın en büyük delillerinden Bakın salih babalar, kendilerinden nispeten düşük zurriyetlerinin kurtuluşuna veya derece atlamalarına sebep olmakta. Ayet meali: “Îman edip zürriyetleri de iman ile kendilerine tâbi olanlar (yok mu?) işte biz, onların nesillerini de kendilerine kattık. Kendi amellerinden (ecirlerinden) birşey de eksiltmedik. Herkes kazandığına karşılık rehindir.” Tur:21 Imam Taberi ra bu ayet hakkında 4 türlü tefsir nakleder: 1) Derecesi yüksek olan müminlere zürriyetleri cennette ilhak edilir ve böylece aynı cennetlerde birlikte yaşarlar. 2) Yüksek derecede olan müminlere küçük iken ölmüş zürriyetleri cennette yanlarına verilir 3) Cennete gidip yüksek dereceler alan müminlere, cennete girmeyi hak etmeyen zürriyetleri bağışlanır ve babaları sebebiyle zurriyyetler de cennete girerler. 4) Cennete giren ve yüksek dereceler olan müminlere verilen Sevabın aynısı hak etmeseler de zürriyetlerine de verilir. İmam Taberi Bu dört görüşten en evla olanın birinci görüş olduğunu söyler ve onu tercih eder. Ama doğru tefsir hangisi olursa olsun.. babanın atanın iman etmiş ama ameli zayıf kalmış zurriyetine fayda edeceği kesin. Yani #ŞEFAAT bu anlamda kesin olarak vardır haktır. El Hamdülillah #isa_erdoğan 28.7.2018 Gop.

Güncellemeye Dair: El-Kavl-il Güncêl

Güncelleme.. yani bugüne uyarlama. Kadim İslam literatüründe karşılığı olmayan bu kelime bazı dînî ahkâmın zaman ve zemine göre yenilenmesi “Tecdid” veya “Teysir” şeklinde anlaşılabilir. Dinde güncelleme tarihi Vahyin İnişine kadar uzanır. Kuran aslında Tevrat Zebur ve İncilin güncellenmesidir. Kuran içinde de Allah bazı ayetleri ‘nesh’ edip yerine başkasını indirerek ilk güncelleme işini bizzat kendisi yapmıştır. Mesela namazlar 2 rekat farz iken 4 rekat olmaya güncellenmiştir. İçki serbest olmaktan haram olmaya güncellenmiştir. Her asırda yeniden yazılan Kuran Tefsirleri İslamı günün anlayış ve idrakine sunmak olup bir nevi güncellemedir. Her asrın başında gelen mücedditler dine karşmış bidatları ayıklamak ve unutulmuş sünnetleri ihya etmek suretiyle Din-i İslamı asli hüviyetine kavuşturarak güncelleme yaparlar. Burada müceddidin vazifesi Asr-ı saadette olanı aynen buraya aktarmak değil, O asırda olanı bugünün şartlarına uyarlamak, bugün yaşanabilir bir şekle dönüştürmektir. Keza Müctehitler yeni çıkan meselelerin hükümlerini yani güncel fetvaları vererek İslam Fıkhını güncellemektedir. Güncelleme Nerede Cari Olur Ümmetin alimlerine açık olan ahkam yenileme işi yalnız ictihada imkan tanınan hususlardadır. Hakkında Nass (Kesin Delil) olan hükümler ile taabbudi, illeti belirsiz hükümler asla yenilenme, güncelleme kabul etmez. Burası bizlerin reformistlerden ayrıldığımız noktadır. Reformistler islama yen bir form vermek isterken ayırım gözetmez. Onlara göre din ile ilgili herşey yenilenebilir! Doğrusu ise güncelleme Aslın…

Caner Taslamanın Metod Çelişkisi

Fikret Çetin Hoca’nın Caner Taslaman’a Yazdığı Ama C. Taslaman’ın Hala Cevap Veremediği Reddiye… “Bu âyetler ya hadis olsaydı Caner Bey?” [ Tipik bir Kur’ancı zihnin kod çözümü ] Bir üniversite hocası talebelerini imtihan etmiş ve aynı konu hakkında Gazzâlî ve İbni Teymiyye’den alıntıladığı iki pasajı değerlendirmelerini istemiş. Selefîliğin yaygın olduğu bir coğrafyada gerçekleşen bu imtihanda, öğrenciler İbni Teymiyye’nin görüşlerinin ne kadar da isâbetli olduğunu uzun uzun yazarlarken Gazzâlî’nin hatalarını da tek tek sıralamışlar. Ne ki neticeler açıklandığında öğrenciler tam bir hayal kırıklığına uğramış. Hoca durumu izah etmiş: “İbni Teymiyye’nin zannederek ne kadar doğru olduğunu uzun uzadıya anlattığınız sözler gerçekte Gazzâlî’ye aitti. Hatalarını bir bir saydığınız kişi ise aslında İbni Teymiyye idi. İsimleri yer değiştirmiştim.” Bir arkadaşımın anlattığı bu ibretamiz hâdise, genel bir insanî ârızayı en yalın hâliyle gözler önüne sermesi bakımından şâyân-ı dikkattir. İnsanlar ne söylendiğinden ziyâde kimin söylediğine bakarlar. Sözün ne dediği nasıl dendiğinin ardında kalıverir çok kere… Çokluk öze bakmaktansa kabukla meşgûl olur. Nitekim markalar, etiketler kaliteden bîhaber genel halk kitlesi içindir. İşi bilen adamlarsa markayla değil malın kendisiyle ilgilenir. Pazarda durum bu olduğu gibi, fikir ve inanç dünyasında da vaziyet bundan farklı değildir. Zira düşünmeyi becerebilmek büyük nisbette doğuştan gelen bir kâbiliyet değil, tâlim ve terbiye ile…

KURANDA MEZHEB

1) Kur’an’a göre mezheplerin meşru oluşu : “Ama bizim uğrumuzda mücadele edenleri, elbette kendi yollarımıza eriştireceğiz..” [Ankebut 69] • Bu Ayette Allah kendine varan yolların birden fazla olduğunu ifade etmektedir. Demekki islam birliğini sağlamak yolu teke indirmekle değildir. Mezhep gidilen yol demektir. 2) Kurana göre mezhebe bağlı olma gereği : “Kim kendisine doğru yol besbelli olduktan sonra Peygamber’e karşı çikar, müminlerin yolundan başkasına uyup giderse onu saptığı yolda bırakırız ve cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir gidiş yeridir.” [Nisa 115] • Bu Ayette Allah müminlerin tuttuğu yolu terk edeni cehennemle tehdit eder. Müminler 14 asırdır islamı mezhepler dahilinde yaşamış, mezhepleri kabul etmişlerdir. Mezhebi inkar etmek Müslümanların yolundan çıkmaktır. 3) Kurana göre Mezhep imamı Müctehid bir alime uymak gerektiği : “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Peygambere de itaat edin ve sizden olan emir sahibine de itaat edin..” Nisa 59 • Bu Ayette Allah emir sahibine de itaatı emreder. İdareciler emir sahibi olduğu gibi alimler de emir sahibidir. Arapçada ’emir’ iş durum vaziyet demektir. Din işlerine alimler vaziyet ederler. “Senden önce de, kendilerine vahyettigimiz adamlar gönderdik . Eğer bilmiyorsaniz zikir (kitap/ilim) ehli âlimlere sorun. [Nahl 43 – Enbiya 7] • Bu Ayette Allah bir konuda bilgili olamayanların kitaptan bilgi sahibi Alimlere…

Diyanet Takvimi mi Gözle Gözlem mi ?

Allahın Adıyla… Her Ramazan ayı tekrar eden tartışma: Süleymaniye Vakfı içinde yuvalanan basit ve küçük bir fırka belki adını duyurmak için koskoca Diyanete karşı çıkıyor, ve Diyanetin işin uzmanı bilim adamları ve gelişmiş teknolojiyle yaptığı İMSAK hesabının hatalı olduğunu iddia ediyor. Bunlar Kuran’ın oruç ile ilgili “Beyaz hayt ufukta siyah hayttan sizce belirgin oluncaya kadar sahurda yiyin” Ayetinde belirtilen ‘belirgin olma’ nın insan gözüyle görebilecek bir belirginliktir, dolayısıyla Diyanetin hesaba dayalı takviminde yazılan imsak saatinde o beyazlık gözle görülmediği için henüz imsak olmamıştır, gerçek imsak şu kadar saat daha geç başlamaktadır, dolayısıyla Diyanet millete fazladan oruç tutturmaktadır” diyorlar. SORU: Bizler bu konuda ne yapmalıyız kime itibar etmeliyiz ?   CEVAP: Tabi ki Diyaneti dinlemeliyiz. Diyanetin hesabı, takvimi Türkiye müslümanlarını dinen bağlayıcı tek unsurdur. Çünkü RAMAZAN, KURBAN, BAYRAM, HACC, CUMA NAMAZI, CİHAD gibi bütün toplumu ilgilendiren dini ve milli konularda o toplumun Müslüman idarecisi yetkilidir. Yetkilinin kararı hatalı bile olsa mutlaka uyulmalıdır. Türkiyede idare Hükümet tarzındadır ve Hükümet bu yetkisini DİYANET’E devretmiş olduğu için Müslümanların itaat etmek zorunda olduğu tek merci Diyanet olmuştur.  Allah Kuranda Müminlerin yolundan ayrılanı şiddetle kınar ve Cehennem ile tehdit eder. Misa:115   Peygamber efendimiz de cemaatten ayrılmayı katiyetle yasaklar, birlik içinde hareket edip başımızda olan mümin idareciye*…

Rasulullahı Taklit Başka İttiba Başka

Peygamberi Takit Etmek Her Zaman İttiba Olamıyor:   Bazı kimseler demişler: “Peygamber Efendimiz bir sünnete sürekli devam etmediyse, bazen terk ettiyse bizim de bazen terk etmemiz sünnet olur(!)”   Bu mantık hatalıdır ve bu istidlal batıldır. Çünkü bu mantık bu anlayış Rasulullahın sallallahü aleyhi ve sellem’in sünnetini bozar ve uyulası ve üzerinde yürünesi bir yol olmaktan çıkarır. Diyelim yemeğe oturmadan eller yıkanacak, biri der ki ben şimdi bazen yıkamama sünnetini(!) işleyeceğim ve yıkamadan yemek yer, ve siz ona o sünneti işle ellerini yıka diye tavsiyede bulunamazsınız.. Diğeri yatmadan önce abdest alma sünneti için aynısını der ve bazen abdestsiz yatmak da bu görüşe göre güya sünnet olur! halbuki bidattır.. Ve böylece işler hercü merc olur, Rasulullahın yolu müminler eliyle ibtal olur maazallah.   Demek ki Rasulullahın sünnetleri bazen terk etmiş olması o yönüne de uyulsun, bazen terk edilsin için değil, belki çok sebep ve hikmetlerden birisi; Allahın farzı ile Onun sünneti birbirine karışmasın ve Allahın dini muhafaza olsun..   Mesela Efendimiz sas Mescidi Nebevide teravih kılarken Ashabdan bir cemaat hazır bulundular ve ona uydular. Ertesi gün daha kalabalık bir cemaatla teravih yine cemaat halinde kılındı. Ertesi gün daha fazla kişiler işitmiş olmakla çok kalabalık bir cemaat namazı Rasulullahın ardında kılmak için geldiler…

Şalvar Cübbenin Türkiyede Muzafferiyeti

“Islam garip başladı ve yeniden yeniden garipliğe dönecek” Hz Muhammed Rasulullah sas “Sünnete sarılanlar her zamanda gariptir” Şirat ul-İslam Kitabı Şalvar cübbe sarık sakal ve çarşaf Mahmud Efendi Hz’nin irşada resmen başladığı 1960 lar Türkiyesinde her alanda; Camide, sokakta, çarşıda, okulda ve dairede garip idi. ▪1980 lerde cami gurbeti sona erdi biiznillah. Raşha 1: Efendi hazretleri Zehra Annemizi de yanına alıp chp nin o zaman kalesi durumunda olan Çarşamba sokaklarında kindar bakışlar arasında Emru bil Maruf için ısrarla gezinip gözleri alıştırır Raşha 2: Ve onun izinde yürüyen ilk ihvanlar kem gözlere, homurtulara rağmen orada burada ve namazlarda sarık sarmışlar, sünnetten taviz vermeyip sabır ve tahammül etmişlerdir. ▪1990 yıllarının sonunda şalvar cübbe sarık ve çarşafın sokak gurbeti nispeten sona erdi. Sokakta rahat gezinebilir oldular. Yine çilesini çekmiş olarak buna nail oldular. ▪2010 lu yılların sonunda sünnet ehlinin çarşı gurbeti sona erdi; iş bulabilir iş tutabilir oldular.. İşsiz kalıp sabretmeleri, para için, rahat için sünneti terk etmemeleri hürmetine.. Sahabeler gibi Raşha 3: Bir hoca kardeşim (A.Yılmaz) şöyle anlattı: Babam Haliç Tersanesinde işçi idi. ~1980 li yıllar. Bir gün talimat geldi ya sakalları keser cübbe sarıkları çıkarırsınız ya da işten çıkarsınız. Babam bir kaç ihvanla Efendi hazretlerine geldi ne yapalım diye sordular. Mahmud…

Yılbaşı / NOEL Kutlamak ŞİRKTİR

Tek Olan ALLAH’ın Adıyla Gün biter bir gün başlar.. Ay biter bir ay başlar.. Bunlar ne kadar sıradan ise, Bir yılın bitip bir yılın başlaması da öyle sıradandır.. Avrupalı kafirler de bilir takvimin değişmesinden ibaret bir yıl sonunun veya başlangıcının kutlamaya değer bir şey olmadığını.. Peki onlar neyi kutluyor öyle ise!? “Batı-L Tanrının(!) Doğum Gününü” Tam anlamıyla ettikleri şey, yedikleri halt budur ! Elleriyle yontup diktikleri sonra taptıkları putlarına düzenledikleri bir ayindir yılbaşı. “Hoşgeldin Ayini” Yemek yiyip helaya giden, kandan etten yaratılmış bir beşeri ilahlaştırdılar! sonra da ona bir doğum günü uydurdular..! Batılı muhalif kafirlerin dahi eleştirdiği duruma düştüler “TANRININ DOĞUM GÜNÜ” Başlığı ile kitaplar yazıldı.. Avrupalı dinsizlerin “TANRI SİZİ DEĞİL SİZ TANRIYI YARATTINIZ” derken kastettikleri tanrı işte her yılbaşında doğum günü kutlanan sahte tanrıdır..! Ey iman ehli ! Ne kadar yüz buruşturucu, nefret ettirici bir konu değil mi..!? Çünkü anlatılan şeyler islamda net ifadesiyle aynen ŞİRK tir. Ve açıkça en irisinden.. Affı asla olmayacak, kişiyi ebediyyen Cehenneme sokacak cinsten ŞİRK-i CELİ ! Artık muhtevası böylesi küfür, zulüm, Allaha isyan ve başkaldırı olan Yılbaşını kutlamak, hediyeleşmek, tebrik kartı mesaji atmak.. Ne manaya geliyor, Kişiyi hangi vartalara sokup sokup çıkarıyor anlamalı ve anlatmalı.. “Sana (Kuran gibi) ilim geldikten sonra hala o…

Muhtelif Konular: Satranç, Piyango

S A T R A N Ç Hazreti Ali satranç oynayan kişiler gördü. Şöyle dedi: “Nedir bu tapınıp durduğunuz heykeller !?” (Enbiya:52’den iktibas etti) Piyango bileti almak, para çıkarsa kullanmak caiz mi ? Cevap: Kuranın açık ifadesiyle *kumar haram*dır. Kumar nedir? İştirakçilerin ortaya bir meblağ koyması sonrası bu meblağın tamamını/bir kısmını bir oyun[1], kura[2], veya bahis[3] aracılığı ile bir veya birkaç kişinin almasıdır. 1; okey tavla dama iskambil rulet maç vb gibi 2; piyango, kazıkazan vb gibi 3; ganyan, loto vb gibi Bu üç çeşit fiillerin hepsi de kumardır ve kumar katiyetle haramdır büyük günahtır. Dolayısıyla piyango bileti almak satmak çıkınca parayı kullanmak haramdır. (*) Kumarı oynamak oynatmak para vermek almak satmak mekan tahsis etmek oynayanı onaylamak taraf olmak çıkmasını tenenni etmek çıkmış olunca sevinmek başkası için sevinmek ‘iyiki buna çıktı fakir idi’ demek, kendine çıkmış olsa parayı kullanmak.. Bunların hepsi haramdır zira ya günahı işlemek var ya da işleyene razı olma var.. “Günaha rıza günahtır” [*]”Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar (putlar) ve fal okları şeytan isi birer pisliktir. Bunlardan kaçının ki, kurtuluşa eresiniz.” Maide:90 Soru: “Piyango çekilişinde ikramiye bana çıkarsa o parayla Cami yaptıracağım” diyenin durumu nedir ? Cami yaptırması caiz midir ? Cevap: Bu laf Allaha…

Mevzu Hadis Uydurma Öyle Mi !

Allahın Adıyla Ulemanın Evliyanın kitaplarında geçen ‘mevzu asılsız!’ Zannedilen Hadisleri Getirin, asıllarını -dine uygunluklarını- göze sokar gibi ispat edeceğim.. Misal: “VATAN SEVGİSİ İMANDANDIR” bir tayfa bu hadise uydurma diye hücum eder HAKİKAT: Bu hadis imam ehline vatanlarını sevmeyi teşvik eder. Vatan muminin canını namusunu evladını ailesini malını mülkünü güvende bildiği ve Allaha kulluğunu serbestçe ifa ettiği mukaddes toprak parçasıdır. Bu toprak parçasını korumak için ölmek şehitlik rütbesi verirkenn bu vatanı sevmek nasıl imanın bir gereği olmaz !? Iman ve islam canı mukaddes saydı ise o canın yuvası olan vatanı elbette mukaddes saymıştır Iman ve islam namusu mukaddes saydı ise o namusun teminatı olan vatanı elbette mukaddes saymıştır Iman ve islam malı mukaddes saydı ise o malın muhafazası olan vatanı elbette mukaddes saymıştır Hem sayısız örneklerde görüldü ki vatana ihanet edenler imandan yoksun munafıklardır. Vatan için can verenler ise iman sahipleridir. İşte 15 TEMMUZ Demekki vatan sevgisi imandandır. Bu doğrudur. Artık bazı ukala mevdu yaftası vurduysa bu hakikate zarar vermez. Belki milletin avamın anlamadığı bir şeyler demek istiyordur. (mür: Cübbeli hocaefendi nin ilgili videosu) İşte Keşful Hafa da (Essığani’den nakille) bu hadise mevzu demiş peşinden Mekasıttan naklederek eklemiş: AMA MANASI DOĞRUDUR. O demese de biz diyoruz MANA DOĞRU. Şu halde mevzu…

Süleyman Efendi Cemaati’ni Müdafaa

Dinsizhaber.kom sitesinde ‘Süleymancılar’ başlıklı bir yazı çıktı. Batından çıkmış gibi kokan, adi bir yazı. Laik dinsiz güruhun FETÖ bahanesiyle bütün cemaatleri bitirmeye tam da heves ettiği şu kritik zamanda, dinsizlik ekmeğine sürülmüş yağ gibi vıcık vıcık bir yazı. Cemaat terbiyesinden mahrum kalmış yazar dini cemaatlere karşı taşıdığı içindeki kin ve nefretini dışa vurmuş. Bakıyorsun Müslüman geçinen bazı zavallılar da mal bulmuş şey gibi yazının üzerine atlamışlar. Bugün müslümanlar olarak İslama ve ehline her zamankinden daha çok sahip çıkmak zorundayız. Hataların üstünü kapatıp, affedip iyi tarafları göremeli ve asla düşmana fırsat vermemeliyiz zira oynan oyun çok büyük.   Yazı müsveddesini okudum tahlil ettim   Adı geçen cemaat/tarikat hakkında yapılan tenkitler eleştiriler içinde en önemli, kaale alıncak “ümmetin yanında yer almadılar” denilen kısmı. Ümmetin yanında yer almayan dini bir cemaat evet hepimizi kızdırır küstürür. Ama bakalım öyle mi !? Eee nasıl yer almamışlar Ümmetin yanında ? “AKP ye oy vermemişler de ANAPa MHP’ye vermişler!”   Yahu yıllardır Saadetçiler AKP seçmenine aynı şeyi söylemiyor mu ? Milli Görüşe oy vermediniz AKP’ye verdiniz, fasık oldunuz! hain oldunuz! demiyorlar mı !?   Siyasi parti ne zamandır dinin kendisi oldu !?   “Düzen laik demokratik düzen. Hakimiyet Allah’ın elinde alınmış! Hangi partiyi seçersen seç Şeriat harici bir zihniyeti…