Yılmaz Aydın’ın Karate Takımına Mahmud Efendi hz’nın Duası

Yılmaz Aydın zamanın dünyaca ünlü Avrupa Karate Şampiyonu. Bu kıssayı onun damadı olan arkadaşım Mehmet Tuna Hocadan dinledim. Yılmaz Aydın öğrencilerine devamlı bahseder “Benim tanıdığım görüştüğüm bir şeyh efendi var Fatihte Mahmud Efendi. Büyük Allah dostudur duası makbul zattır. Ne zaman turnuvaya çıkacak olsam mutlaka ziyaret eder duasını alırım Ve Allah’ın izniyle galibiyetle dönerim..” Şimdi Yılmaz Hoca yaşlanmış, dövüşmeyi bırakmış talebe yetiştirmektedir. Karatecilerden oluşan bir takımı vardır. Önlerinde bu takımın katılacağı bir dünya Karate Turnuvası var. Birlikte Efendi Hazretlerine ziyarete gelirler. Öğrenciler heyecanlıdır o efsane şeyhin huzuruna çıkacaklar.. Ve gelirler sırayla el öperler dua talep ederler. Efendi Hazretleri “Peki, dua edeceğim” der ve bunlar gönülleri ferahlamış, moralleri yüksek bir halde huzurdan ayrılırlar. Turnuvalar 15 gün sürecektir eğer finale kalırlarsa.. Ancak bizim karateciler daha başında dökülmeye başlamışlar. Birinci günkü müsabakalarda yarısı yenilmiş ve elenmiştir. Mehmet hoca diyor ki “babamı aradım nasıl gidiyor” diye sordum. Babam çok üzgün “iyi gitmiyor” dedi. İkinci gün aradım, küplere binmiş haldeydi.. Dedi ki “oğlum Şeyh efendiye söyle nolur duayı bıraksın, böyle giderse hepsi yenilecekler” Üçüncü gün geri kalanları da elenmiş ve bütün takım dayak yemiş yara bere içinde topal aksak uçağa binmişler ve Türkiye dönmüşler. Bunlar indikten bir gün sonra.. Dünya kamuoyu müthiş bir haberle sarsılır….

İslamî Kıyafetin Mânâ ve Gücü

“Sokaklarda Sarık cübbe ile dolaşmanız bile görenlere emri bil maruftur” Hakikati üzerine.. Bir Müslüman her ortamda söz tavır ve kıyafetiyle “Ben Müslümanlardanım” [Fussilet:33] demelidir. insanların Allah tarafından iki sınıfta değerlendirildiği bu dünyada [Mücadele:19,22] kişi her haliyle “Allah’ın tarafında” olduğunu dost düşmana göstermelidir. Bu itibarla Sakal Sarık Cübbe bir bütün olarak -ve çarşaf- o kişinin ancak Müslümanlardan olduğunu gösterir ve onu gören müminlere iman telkin eder, manevi kuvvet hasıl eder. Kafir münafıklara ise korku keder salar, onları kızdırır [Fetih:29] morallerini bozar umutlarını tahrip eder. 1. Raşha Hocam Şehit Hızır Efendi ks bir sohbetinde şöyle anlattı. Osmanlının yetim evladı bu zavallı Millet laiklik kasırgasının etkisi altında kendi değerlerine yabancılaştırılmış.. Şeriat Sünnet karşıtlığının kuvvetli olduğu yıllarda.. Çarşaflı bir hanımefendi “İstanbulda vapura bindim tek çarşaflı tesettürlü benim” diyor.. İnsanların yadırgayan, kınayan bakışları altında öz vatanımda kendimi garip ve yalnız hissettim. Gönlüm daraldı. Mahzun oldum.. Derken içeriye bir Müslüman girdi. Başında bembeyaz sarığı, sünnet sakalı, uzun cübbesi, yüzünde namazın eseri [Fetih:29] nurlu simasıyla bir Müslüman.. ve boş bir yere oturdu. Onu öylece görmek yetti bana.. Öyle bir feyz aldım öyle genişledim ki.. Bütün ızdırabım gitti sekinet ve huzur buldum. Allaha hamd ettim ona dua ettim.” 2. Raşha Mahmud Efendi Hz’nin Emr-i Bil Marufla vazifelendirdiği talebeler başkanı…

Mahmud Ef. Hz’nin Yüksek Ahlakı 2

Izmirli Hüseyin Avni Kansızoğlu hoca efendinin anlatımıyla: “Bir kere Efendi Hazretleri ile birlikte sohbete Beykoz’a gidiyorduk. Yolda Efendi Hazretlerine bir telefon geldi. Bir hoca hanım fetva soruyordu. Efendi Hazretleri ona hemen cevap vermedi “Hocalara danışalım cevabı veririz” dedi sonra benimle meseleyi konuştu ve O hoca hanıma cevabını verdi. Bakın burada bir hocanın ne kadar tevazulu olması gerektiğini bizlere bizzat yaşayarak gösterdi. Onda zerre kadar gurur kibir yok. Gerçek büyüklük bu tevazudadır. Rize’de İrfan abi diye bir ihvanımız var diyor ki “Ben genç idim. Rize müftüsü Yusuf Hoca Efendi bize ders veriyordu. O esnada Mahmud Efendi Hazretleri bazı ihvanı ile birlikte oraya geldi müsaade istedi içeriye girdi. Yusuf hoca efendiye Farsça bir beyit sordu. Yusuf Hoca Farsça beyitleri iyi bilirdi cevabını verdi. Efendi Hazretleri kemal-i ihtiramla selamlaşıp oradan ayrıldı. Ayrıldıktan sonra Rize müftüsü Yusuf hoca Efendi Hazretlerine hayranlığını gizleyemedi. Bizlere şöyle dedi “Bu adam çok büyük bir adam. Bakın ben sizin yanınızda başkasına bir şey sorup öğrenmekten utanır haya ederim. Mahmut Efendi Hazretleri ise hem de müridlerinin yanında gelebiliyor sorusunu sorabiliyor, bir mesele öğrenip çıkıp gidebiliyor.. Bu adam çok büyük bir adam..” Mahmut Efendi Hazretleri Sahabeler gibi Fetva sorumluluğunu üstlenmeyen biridir. Onun bir eşini görmüş değilim. Çok ince şeyleri hesap eder.”…

Mahmud Efendi Hazretleri ve Sarık 2

Mahmud Efendi Hazretlerinin Sarığa Gösterdiği Hürmeti ve Ehemmiyet Sarıkla Helaya girilmez Mahmud Efendi hazretleri ve talebeleri sarığa hürmeten helaya sarıkla girmezler. Sarığı çıkarır, bir takke giyer helaya öyle girerler. Bu sebeple yanımızda hela takkesi dediğimiz ince takke taşırız. Maksat açık başla durmamak. Sarığı Rastgele Koymamak Bir ziyarette bulunuyordu, abdest almak için sarığını çıkarıp koymak istedi, bir sehpa getirdiler. Efendi hazretleri sıradan günlük sehpanın üstüne sarığını koymaktan imtina etti. Hizmetinde bulunan ihvanlar durumu anlamışlardı. Biri hemen bir mendil çıkardı sehpanın üstüne serdi ve Efendi hazretleri temiz beyaz mendilin üzerine sarığını koydu. Sarığa Ayak Azatmamak Gece olmuştu istirahat edecekti, uzanacağı yerin ayak ucunda bir sarık vardı, o sarığı oradan alın ayaklarımı sarığa uzatmayım buyurdu (R.Şimşek hc) Bu kapıda Beytullaha, Ehlullaha, Kitabullaha ve Sünneti Rasulullaha karşı ayak uzatılmaz. Sarığı Yıkamak Medresede talebeler sarıkları makinede yıkayacakları zaman sıradan çamaşırlar içinde yıkamazlar, sarıkları ayrı toplar ve ayrı yıkarlar. Hocalarımızdan efendi hazretlerinin böyle buyurduğunu öğrendik. Yatak Sarığı Sarıkla yaşamak ve Sarıkla ölmek ve Sarıkla dirilmek isteriz. Bu sebeple Efendi hazretleri gece yatarken başındaki sarığı çıkarır ve ince bir sarık sarar. Buna yatak sarığı deriz. Gaye her daim Rasulullahın nişanını üzerimizde taşımaktır. Sallallahu aleyhi ve sellem. İsmailağada gece teheccütte seyri süluk dersleri yapıldığı yıllar idi. Efendi hz…

Mahmud Efendi Hz ve Sarık

Mahmud Efendi Hz sarıkla o kadar özdeşleşmiş ki Türkiyede sarık denilince akla imam Mahmud Efendi, Mahmud Efendi denilince akla Sarık gelir. 90’lı yıllar.. Kayseride okuduğum sıralar duymuştum “İstanbulda Mahmud Efendi adında bir alim var, Kuran kursları var, her geleni kabul ediyor ve talebelerden para almıyor.. Kuranın manasını; Arapça öğretiyor. Kendisi de Sarıklı cübbeli, bütün cemaati ve talebeleri de Sarıklı cübbeli..” Diye duymuş ve Efendi hazretlerini o gün gıyaben sevmiştim.. Mahmud Efendi Hazretleri sarığa o denli ehemmiyet verir ki Sarık için adeta canını feda eder. “Bu sarık Rasulullahın sarığı” “Semadan indi bu Sarık” derken sarık sevgisinin gerisindeki hissiyatı anlarsınız. Hakiki mümin kendine istediği iyiliği kardeşleri için de isteyendir” hadisi nebevisi gereği Imam Mahmud Efendi hz müritlerine, talebelerine ve kendisini seven, sohbetini dinleyen herkese bu sarığı telkin, tembih ve teşvik etmiş ve günden güne genişleyen bir sarıklı mücahidler ordusu yetiştirmiştir. Ali Haydar Efendi Hz ve Sarık Şu kıssayı hz Şeyh efendimiz defaaten anlatmıştır “Bir gün Efendi Babamın yanına sarıksız girmiş oldum. Bana dedi ki oğlum Mahmud bir daha benim yanıma sarıksız gelme” Onun bu sözünden o kadar lezzet o kadar lezzet aldım ki.. ‘Rasulullahın Sünnetine böyle ehemmiyet veren bir şeyhim var’ diye çok sevindim.. Iki binli yılların başlarında bu kıssayı yeniden anlattı…

Medresenin Akibeti 2

Medrese Allah ve Rasulünden gelen ilim irfan ve hikmeti muhafaza eden, islâmî ilmleri ders verip neşreden ilim merkezi.. Ilk Medrese Mescidi Nebeviye bitişik Rasulullahın Medresesi ve Ashab-ı Suffa. Salat ve selam Ona ve Ashabına.. Medrese, İmam Gazaliyi yetiştiren Nizamiye Medreseleri ile gelişti, Molla Husrev, Molla Gurânileri yetiştiren Fatih Medreseleri ile zirvelere tırmandı ve Cumhuriyetle birlikte yerine açılan batı menşeli mektepler eliyle medresenin içi boşaltıldı nihayet Tevhid-i tedrisat kanunuyla yok edildi. “Tamam islamın kaynağını kuruttuk. Sultanla birkikte Allahı da iktidar koltuğundan indirdik. Din adamlarını astık kestik öldürdük” dedikleri o anda Medrese küllerinden yeniden doğdu. “Muhammed ümmetinin İncilde verilen misali ‘Kafirleri kızdıran ziraatçileri sevindiren Ekin gibidirler.. ölü topraktan başlarını çıkarır yeniden ayağa dikilir serpilir kuvvetlenirler ” “Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, bilsin ki Allah yakında öyle bir toplum getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler; müminlere karşı yumuşak, kâfirlere karşı da onurlu ve şiddetidirler; Allah yolunda mücahede eder, hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar..” Maide:54 Bu ayetlerin vaadi gereği Allah bu Ümmete 15. Asrın başında yeniden bir müceddid gönderdi ve Onun eliyle Medreseyi, Kuran ilimlerini, Rasulullahın Sünnetini ihya etti ve Dîn-i Mübin-i Islamı tecdid eyledi. Medreselerin kapatılması, alimlerin asılması türünden esen kahpe rüzgarlar etkisinde hayatta kalan ilim erbabı sinmiş, köşelerine…

Çarşaf Her Mü’mine Hanıma Gereklidir

Çarşafın Kuran kıyafeti olduğu gerçeğini mantıkî delillerle ispat Özet: Allah kadınlara tesettürü emretmiştir. Bunda şüphe yok. Tesettür örtünme demektir. Şu halde bir kıyafet ne kadar çok örtücü olursa Allahın emrine o denli sarılmak olacaktır ki bu çarşaftır. Çünkü en çok örten kıyafet budur. Açıklama: Ahzab:59 ..ve müminlerin kadınlarına da söyle üzerlerine cilbab çeksinler.. Ahzab:53 ..ve Nebi eşlerinden bir şey soracağınız zaman perde arkasından sorun. Bu kalplerin temiz kalması için daha uygun.. Nur:60 evlenme ümidi kalmamış kocakarı da olsalar kadınlar iffetli davranıp dışarı kıyafetini kuşanmaları daha iyi olur.. Ahzap:33 Peygamber eşleri eğer takva olmak istiyorsanız.. dahi evlerinizde oturun önceki cahillik döneminde ki gibi süslenip sokağa çıkmayın Bu ayetler ekseninde Tesettürün varlığını herkes kabul ettiğine göre, şimdi mantık ve akıl konuşacak: Tesettür s-t-r kökünden gelir ve örtmek gizlemek demektir. Insanı başkalarının gözünden gizlemenin aracı 3 şeydir: ev, perde ve kıyafet. Burada konumuz 3.sü yani dışarı kıyafeti. Malumdur ki “örtme, örtücü olma” vasfında kıyafetler içinde en düşük olanları var ve en yüksek olanları var. En düşük olanlar üç çeşittir. 1) Tülden imal edilmiş transperan gibi şeffaf kıyafetler. Bunlar boydan olsalar da cesedi örtmez gösterir. 2) sterç gibi dar olanlar. Bunlar da cesede yapışır ve kadın fizikini belli eder örtmemiş olur. 3) Dekolte kıyafetler….

Cemaatlere Operasyon Umudu !

Feto, Kuytul, Hanzala, Oktar ve Haydarın başına gelenlerden sonra.. islamın sivil kurumları olan büyük hak cemaatlere operasyon beklentisi içinde olanlar var.. Bunlar çok beklerler..! Çünkü devlet bir cemaati resmen suç örgütü olduğunu ispat etmeden cemaat olarak üstüne gidemez. En fazla yapacağı şey cemaat içinde bazı suçlu gördüğü kişileri alması. Çünkü “Suçun şahsiliği esastır” prensibi adaletin temelidir. Feto örneğinde.. Devlet önce cemaati suç örgütü olmakla damgalamış sonrasında ancak fertlerini tevkıf edebilmiştir “suç örgütüne üye olmak” suçundan.. Feto dışında yapılan tüm operasyonlar “cemaat operasyonları” değil, şahsa ve ferde yapılan operasyonlardır. Adnan Oktar örneğinde; Devletin operasyonu Harun Yahya cemaatine karşı olmamış, cemaat içerisinde suça karıştığı tespit edilen Adnan Oktar ve yakın çevresindeki belirli kişilere olmuştur. Eğer cemaate yapılan bir operasyon olsaydı Adnan Oktar’ın kitaplarını satan okumaya devam eden, bununla ilişkisi olduğu tespit edilen herkesin içeri alınması gerekirdi. Ama hayır. Bakın bunun bazı adamları adliye önüne kadar gelip medya önünde Oktara destek şovları yapmışlar ve kıllarına zarar gelmemiştir. Alpaslan Kuytul (furkan vakfı) Hanzala (halis bayuncuk) ve Haydar Baş olayında da durum aynı. Operasyon bunların cemaatine değil şahsına yapılmıştır. Operasyon sebebi cemaatin eylem ve fikirleri değil, ilgili kişinin karışmış olduğu şahsi suçlardır. Cemaatin diğer tüm üyeleri ellerini sallayarak dolaşmaktadır nitekim. Şimdi bu girişten sonra Menzil,…

Ismailağa Cemaatini Bitirecek 4 Zafiyet

Mahmud Efendinin Hazretlerinin bil fiil yaptığı sohbet ve vaazlarından sonra cemaatte hem amel yönünden hem de fikir ve söylem bakımından bir takım zafiyetler oluştu. Bu zafiyet cemaatin ölüm kalım meselesi kadar önemli aslında. 1. zafiyet: Efendi Hazretlerinin her fırsatta ve her ortamda, hatta Başbakanlık konutunda verilen davette bile söylediği şey: Her mahalleye bir erkek bir kız medresesi açmak. Ve okula değil çocuklarınızı medreseye gönderin diyebilme cesareti şu an cemaat olarak gösterilemiyor. özellikle geniş kitlelere hitap eden vaizlerimiz hocalarımız sohbetlerinde “gençler medreseye gidin mutlaka medresede okuyun” şeklinde bir telkinde bulunmuyorlar. Bu da Medrese’nin bir anlamda zayıflamasına, revacının azalmasına ve kaliteli öğrenci akışının durmasına sebep olmaktadır. 2. Zafiyet: Şeyhimiz Mahmut Efendi hazretleri olaylara bakış açısı daima minvalde olmuştur “Allah’ın ihsan ettiği bütün Muzafferiyetler, din hurriyeti emniyet nimeti vs ihlâslı gençlerin Kur’an’a ve sünnete sarılmaları sebebiyledir” “Gençlerin sakal bırakması, genç hanım efendilerin çarşafa bürünmeleri, Medreselerde okuyan talebelerin kendilerini Kur’an’a adamaları, teheccütlere kalkıp ümmete dua etmeleri, Kur’an ilimleri tahsil etmeleri sebebiyle Allah bu ümmetten belaları kaldırmaktadır.” Bunun dışında herkesin konuştuğu ve söylediği şeyler maddi sebepler.. Cemaatin zafiyeti burada ki perdenin arkasını bir çoklarımız göremez olmuş ve popüler söylemlerin tesirinde kalarak din ve hürriyet adına elde edilen başarıları bizler de bir takım siyasetçilere ve maddi…

Yanımdaki Abdülmetin Hoca

Bir Abdülmetin Hoca dünyadan geldi geçti. Herkesin kalbindeki Abdulmetin farklı olabilir. Ben burada kimsenin tesirinde kalmadan benim yanımdaki Abdulmetin Balkanlıoğlu’nu anlatacağım. Ben Abdülmetin hocayı 90’lı yılların başlarında tanıdım O zaman İsmailağa’ya yeni gelmiştim Kayseri’deki prestijli okulumu bırakmış anne babamın ve bütün akrabalarımın karşı çıkmasına rağmen kimseyi dinlememiş, kimsenin kınamasına aldırmamış ve Allahın ilmini tahsil etmek için istanbula Mahmud Efendi Hazretlerinin medresesine sığınmıştım. Bu bakımdan kendimi biraz yalnız hissediyorum kimseden yardım para pul isteyecek halim yoktu. Ve medresede izin zamanı geldi. Herkes memleketine gidiyordu ancak benim memlekete yozgata gidecek yol param yoktu ve bir arkadaşım “Metin hoca talebelere yardım ediyor istersen ondan yol parası isteyebilirsin” demişti Ve beraber Metin hocaya ismailağanın karşısında imamlık yaptığı Acemoğlu Camisi’ne gittik. Namaz çıkışında utana sıkıla durumu kısaca anlattım beni yalnız bir yere çekti O zaman cebinden 1000 lira para çıkardı hiçbir şey sormadan sorgulamadan o bin lirayı bana verdi. Yol parama da yetiyordu harçlığıma da yetiyordu. Ne kadar duygulandım anlatamam. Metin Hoca’nın İlk babalığını o zaman gördüm. O gerçekten fakirin ve Talebenin babasıydı. Ders okuduğumuz hocalardan isteyemez Abdulmetin hocadan isteyebilirdik. Ve mutlaka işimizi hallederdi. Sonra duyduk ki yine bu Metin hocamız Talebelerin ilaç masraflarını da karşılıyormuş. Reçeteyi Metin hocaya götürüyorduk O bir imza atıyor ve…

Bir Hatıram: Molla Alımı İmtihanı

İkinci Bölüm: Sınava Giriş Bugün Hazıran 2012. Molla sınavına girdik. hayırlısıyla. Nuru Osmaniye Camii avlusundaki sınav mahalline bir vardım ki.. saat 10:30 Sıram çoktan geçmiş ! Mübaşire rica, mülazıma minnet girdim içeri.. Dediler “evrağını çıkar” yani sınava giriş belgesini… Bir eyvaah da o zaman çektim. Onu da evde unutmuşum.. Bilmiyorum kime kızacağımı.. şeytana mı kızsam…Neden erken yatmadım diye kendime mi.. yoksa kimseye kızmasam mı.! Sabah, namazdan geldim, dedim çok uykuluyum bir iki saat daha yatıyım sekiz buçukta kalkarım.. Bir uyandım ki saat dokuz buçuk! Eyvah geç kaldım.  Saate baktım susmuş. Dünden beri kafamda kurmuşum.. sınava giderken ceket yaka cüppemi giyecem.. Hani anlarsınız kravatlı adamların gözüne biraz daha şirin görünmek için… yok efendim arabaya bir bindim baktım üzerimde ders cüppem var.. tam molla işi Ara ara Nuru Osmaniyeyi.. sonunda bulduk. arabayı park edecek yer yok… otoparka çek dediler gittim buldum otoparka vardım, girişinde kocaman levha “LPG li araçlar giremez” Düşündüm çaktırmasam gizlesem lpg li olduğunu.. sonra hayır kokusundan anlarlar rezil oluruz… vazgeçtim. bir iki sokak sağa sola baktım.. hemen orada istanbul valiliği… göz açtırmazlar araçlara, çekerler hemen, perişan oluruz.. Biraz yağmur yağmış yerler ıslak ve renkler koyu.. bir yer buldum kuru ve renk açık.. anladım buradan araç çıkmış.. park ediverdim oracığa…..

MÜCEDDİD KİM ?

Allah’ın Adıyla.. Müceddid Kimdir Nedir ve Mahmud Efendi hazretlerini Müceddid Yapan Hizmetleri Nelerdir? “Elbette Allah her 100 yılın başında bu Ümmete Din işlerini yenileyecek Mücedditler gönderir..” [Ebu Davud: Sahih] هن أبي هريرة رضي الله عنه قال رَسُول اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: *( إِنَّ اللَّهَ يَبْعَثُ لِهَذِهِ الْأُمَّةِ عَلَى رَأْسِ كُلِّ مِائَةِ سَنَةٍ مَنْ يُجَدِّدُ لَهَا دِينَهَا )* رواه أبو داود وصححه السخاوي في “المقاصد الحسنة Müceddidler bu Hadisi şerifte her asırda  gelmesi müjdelenen Dini yineleyen zatlardır. Müceddid; unutulmuş, terk ve ihmal edilmiş İslâm dininin icaplarını, iman esaslarını, farz vacip ve sünnetleri yeniden yaşamak ve yaşatmak suretiyle ve küfrü, kafire teşebbühü, haram ve mekruhları iptal ve imate ederek Islamı ihya eden, Allah’ın emir ve yasaklarını zamana muvafık olarak talim ve tatbik eden yüksek alimler. Ve müceddid Efendi hazretlerinin ifadesiyle bir asırda birden fazla olabilir. Bu zamanımızın en büyük bir müceddidi Ustaosmanoğlu Mahmud Efendi hazretleridir. Yaptıgı tecdidlerden en mühim olanları: 1) Allah’ın kullarını yeniden Allah’a ve Kurana yöneltmesi. 2) Beş vakit farz namazlara azami ihtimam göstermesi ve bu kabilden mutlaka onları camide cemaatle kılmak gerektiğini öğretip yayması 3) Yaratılış gayemiz ibadet.. dolayısıyla beş vakit farz ve sünnet namazlara beş vakit de müstehap namazları yani teheccüt işrak kuşluk evvabin ve kabir namazlarını öğretip…

Efendi Hazretlerinin Yüksek Ahlakı 1

İstiğase ve Rabıta konularında tartışmak için Abdulaziz Bayındır bidatçıs İsmailağa’ya gelir. Ahmet Vanlıoğlu hoca vesile olmuştur. Elinde yalnız bir Mushaf getirir. Delilleri çok güçlü, Allahın ayetleridir..! Efendi Hazretleri talebelerini çağırır.. Şuna ve şahsında tüm münkirlere vafi cevap vermeleri için. İçlerinde benim bildiğim Ahmet Vanlıoğlu hocanın yanı sıra Mehmet Talu hoca, Mektubatçı Şehit Bayram Ali hoca ve Cübbeli Ahmet Ünlü hocalar var. Ancak Cübbeli hoca münazaraya yetişemez.. Ve Münazara başlar. Ilk atan Bayındır olur, onun isteği ile olduğu için.. Bayındır sorar: İstiğase hakkında ne diyorsunuz. Bu sizin tarikatınızda var mı ? İslamiğa: Vardır ve haktır Bayındır: Allahtan başkasından yardım istemek şirktir! Efendi Hazretleri müdahil olur: Sen Abdülkadir Geylaniyi kabul ediyor musun? Bayındır: Hayır kabul etmem Efendi Hazretleri: Şu halde Biz de seni kabul etmiyoruz” der ve çekilir 1. Raşha Hazreti Şeyh Efendimiz tevcih ettiği bu latif suali ile münazarada aranan en mühim bir hususa tembih etmiştir: Ortak müştereklerin tespiti. Çünkü münazaracılar eğer ortak kabuller noktasında bir anlaşma sağlayamazsa münazara olmaz, münakaşa olacaktır. Münazara: Tarafların hakkı meydana çıkarmak gayesiyle iddialarını ispat sadedinde delillerini serdetmeleridir. Münakaşa: Tarafların kendi iddialarını üstün çıkarmak için laf oyunları, cerbeze ve safsata yapmalarıdır 2. Raşha Hazreti Şeyh efendimiz münazara esnasında Pirimiz Muhammed Bahauddin Şahı Nakşibendi değil de Kadiri tarikatının…

Cemaatler Ümmet Birliğine Faydalı mı Zararlı mı ?

SORU: Müslümanlar o cemaat bu tarikat ayrılmalı mı, yoksa tek bir Ümmet mi olmalıyız ? Hangisi İslamın Ruhuna daha uygun ? İslam birliği nasıl tesis edilebilir ? CEVAP: Evet, Ümmet ordu ordu ayrılmalı, Kara ordusu, hava ordusu.. gibi. Sonra Ordular kol-ordulara bölünmeli, Kolordular tugaylara, Tugaylar alaylara.. ve taburlarımız, bölüklerimiz ve takımlarımız olmalı. Ordulara bulunan bunca farklılık ve bölünmüşlüklere kimse itiraz etmez. Profesyonel ordunun tanzimi bu şekildedir çünkü. Islami cemaatlerde aslında böyledir. Her bölük, her tarikat vazifesini idrak edecek ve ortak düşmana karşı taarruzunu yapacaktır. Galip olan islamdır. Bu zamanda Cemaatler Ümmet Birliğini sağlayan en büyük ordulardır. Cemaat dışında kalan fertler askere kaydolmamış eli cebinde gezen boş adam gibidir.. Bu günde beş kere camiye de gitse islam Birliğne fazla katkısı yok. “Cemaat dışında kalmak” Yani müstakil bir tavır içinde olmaktır. Müstakil tavır takınmak hem Kuranda hem de Sünnette yerilir reddedilir. “Allahın eli cemaatin üzerindedir.” Hadis Müslümanlar Halifesiz kaldıkları günden beri, ipi kopmuş tespih taneleri gibi dağılmıştır. Bu dağınıklık ve şaşkınlık zamanında ümmetin imdadına Şeyh Efendiler ve salih cemaat liderleri yetişmiştir. Bunlar etrafında yeniden bir araya gelen ümmet fertleri binlerce 1ey olmaktan kurtulmuş, küçüklü büyüklü ordular olmuşlardır. Ordu bir merkezden emir alan ve aldığı emri canı pahasına uygulayan hiyerarşik yapılardır. Ehli küfür ve…