İblis Baş Öğretmen

Kötülük bulaşıcıdır. Pislik gibi. Pisliğe düşen, dokunan bulaşan anında kirlenir. Aids kötülerin hastalığı. Fuhşiyatla bulaşır. Pisin teki ötekine temas eder ve onu da hasta eder. İblis yeminli düşman. Tüm insanlığı saptıracağına ant içmiş. Bunun için bütün bilgi birikimini kullanıyor. O şunu çok iyi biliyor: bozmak kolay. Kirletmek tahrip etmek kolay: al eline pisliği ona buna sür.. herkesi anında kirletirsin En büyük kötülük Allaha isyan. Günaha cüret. İblis bu konuda uzman. Baş öğretmen. Denilir ki insanlar kendi cinsine şehvetle yönelmedi tarih boyunca.. ta ki iblis ilk defa insan kılığına girip önce kendini düzdürdü ve bu ahlaksızlığı avanesine bulaştırdı. Ve böylece yayıldı. İlk günah yine iblisin başı altından çıktı. Allaha isyan etmeye ilk cüret eden iblis. Şerde baş öğretmen. İlk günahı işledi ve öğretti. “Korkma bu meyveyi ye” dedi, yemin etti “size yarayacak” dedi. Ve günah iblisten insanlığa bulaştı. Sonra ilk adam öldürme.. yine aktör iblis; görevi günahı süslemek, pisliği temiz göstermek, cüret aşılamak, Allahı ve azabı unutturmak.. Ve pislik böylece insandan insana yayılır durur. Allahın lütfu burada şu ki her insan temiz yaratılır, günahsız, fıtrat üzere.. tertemiz, sıfır kilometre. Ancak ne olursa bu insana sonradan olur. Onu ilk bozan anne babadır, kardeşleri, sonra öğretmeni, sonra arkadaş çevresi ve sosyal görsel medya….

Çağdaş Kâfirler

Kafir, Cehennem hapishanesinde sonsuz azap görecek kişidir. Peki kafir ne yaptı, suçu nedir ki bu kadar büyük bir cezayı hak ediyor ? Kafirin suçu tek kelimeyle “hakkı gizlemek” Yapılan iyiliği görmezden gelmektir. İyiliğin üstünü örtmek, var olan yok göstermektir. İşte Allah katında en büyük suç budur. Yoksa kafir haktan haberi olmayan cahil kişi değildir. Bilakis kafir hak ve hakikati görmüş, iyice bilmiş anlamış, ancak içindeki fesatlıktan ötürü bunu itiraf etmekten geri duran, bile bile reddeden inatçı ve kibirli kişidir. Allahın kafire ne denli gazap ettiğini ve kafiri neden Cennetten ebedi mahrum edeceğini etrafı kafirle dolu bu dünyadan kolayca anlayabiliriz. Mesela İstanbul trafiği ne kadar sıkışık bilirsiniz. Mevcut iki köprüye rağmen işe gidiş çıkış saatlerinde karşıya geçmek içkenceye dönüşür. Yeni bir köprü, bir tünele ihityaç olduğu gün gibi meydandadır. Bu köprü ve tüneli yapmak her gün trafik işkencesi çeken bu insanlara yapılacak en büyük iyilik olacaktır şüphesiz.. Köprü de yapılır tünel de.. Ve nankör kişi burada ortaya çıkar ve yapılan iyiliği reddeder. Her gün kullanacağı köprüler yollar hakkında sinir bozacak laflar eder ve hizmetin aleyhinde konuşur.. Bu iyiliğin sahibi olan siz o an elinizde olsa ne yaparsınız ? O köprüyü, o tüneli bu nankör herife yasaklamak istersiniz değil mi !? Evet….

İmam

Allahın adıyla. “İmam” lider demektir. Bu kelimeyi ilk defa Kuranla duyduk. Allah, dostu İbrahime seni insanlığa imam yapacağım dediğinde. Bir de müslümanların duası vardı “Allahım bizleri mütteki kullara imam eyle” Ve Allah ahiret günü her insanı imamıyla çağıracağız buyurur. Dünyada hangi imamın, liderin izinden gitti isen ahirette onunla birlikte olacaksın. Bu kadarı imam olmanın değerini anlamak için yeter. Hayır Türkiyede bilinen imam bundan farklı değil. Bizzat budur, Kuranda sözü edilen imamdır. Belki amelde imamlarımız makamın yerini tam dolduramıyor. Ancak bu şan, bu makam o görevin mazmununda münderictir. islamda en büyük rütbe cuma namazına liderlik yapmaktır. Sahabe geldi Ya Rasulallah bana bir amel öğret onu yaparsam cennete gideyim” deyince “imam ol” Eğer olamazsan imama en yakın ol, namazını imamın gölgesinde kıl” demişti. Allah namaza liderlik yapan İmamın başını sıvazlar” Allah namazda imamın kalbine nazar eder, onda hayır arar, görürse daha cemaate bakmaz, bütün cemaati ona bağışlar namazlarını toptan kabul eder.. “ İmam olmak mı üstün müezzin olmak mı ? Koca koca müçtehitler ihtilaf ettiler. Müezzinlik efdal diyenlere karşı imam Azam öğle bir delil getirdi ki.. diyecek söz bırakmadı. “Elbette imamlık üstün çünkü baksanıza Rasulullah müezzin değil, imamdı imam” Hem Türkiyede imam olan müezzin de olur hatip de olur müftü de olur….

Hadisler Vahiy Olduğuna Aklî Delil

Internetin yayılmasıyla eski bir felsefe “hadisleri inkara dayalı Kurancılık” felsefesi yeniden baş göstermiştir. Bunların en önemli fikirlerinden biri Hadislerin Allahtan bir çeşit vahiy olduğunu inkar etmektir. Bunu inkar etmenin tutarsız çürük bir düşünce olduğunu ispat edeceğiz. Buyurun Hadisi şerifler Vahy-i Gayr-i Metluv’ dür. Bunu inkar etmek aşağıdaki 2 neticeden birini mutlaka gerkli kılar : 1) ya Allah Rasulü islam dini hakkında Kur’an dışında hiçbir şey söylememiştir! Yani bütün hadisler uydurmadır !? 2) ya da Allah rasûlü Islamda helaller haramlar, ibadetlerin şekilleri, ayetlerin tefsiri, eski ümmetler, gelecek olaylar hakkında yaptığı tüm açıklamaları kendi aklı ve zekası ile söylemiştir !? Birinci şıkkın olması mümkün değil. Kaldı ikinci şık. Ikinci şıkka gelince: Bu durumda Allah peygamberinin açıklamalarını ya onaylamıştır, ya da onaylamamıştır. a) Eğer onaylamadı derseniz, bu “peygamber dini bozmuştur!” demek olur ki mümkün değil. kaldı geriye diğer ihtimal. b) onaylamıştır. Din, geçmiş ve gelecek ile ilgili hadislerini Rasulullah kendi aklı ve zekasıyla söylemiş ama Allah hepsini onaylamıştır” demiş olursunuz. Neticece Allah’ın onaylaması da bir nevi vahiydir öyle ise her durumda *Hadisler vahy-i gayr-i metluv* dur. Ispat edildi. isaerdogan.org

Kader ve İsra 13

İsra 13. Ayetin Doğru Tefsiri ve Sapığın İftirasına Cevap  وَكُلَّ إِنْسَانٍ أَلْزَمْنَاهُ طَائِرَهُ فِي عُنُقِهِ﴾ إسراء ١٣ ﴿ Diyanet Işleri meali: Her insanın boynuna işlediklerini dolarız ve kıyamet günü açılmış bulacağı Kitap’ı önüne çıkarırız. Elmalili Hamdi Yazîr meali: Her insanın amel defterini boynuna doladık, kıyamet günü açılmış bulacağı kitabı önüne çıkarırız. Ehli Sünnet vel Cemaat Ana tefsirler bu ayete iki türlü mana verdiler : 1) Her insana, yaptığı amellerini boynuna bağladık. Kıyamet günü açılmış (okunaklı) bir kitap olarak onun için çıkaracağız.” Bu tefsire göre (طائر) ifadesi ameller manasına gelir. Aslında “tair” kuş demek. Ve kuşun uçup gittiği gibi kişinin amelleri maziye uçup gider. Allah bunların boşlukta kaybolmadığını, zabt ve kayıt altına alınıp kişinin boyununa dolandığını haber vermiştir. 2) Diğer Ehli Sünnet tefsire göre ayetin manası: “Her insanı boyunundan kaderine bağladık..” Bu tefsire göre (طائر) kelimesi kader demektir ve kişi kaderine boynundan bağlıdır onun ne gerisine ne de ilerisine geçemez. Bu manayı verenler Allah Rasulü sallallahu aleyhi vesellem’in bir hadisine dayanır: “Her doğanın boynunda asılı bir kağıt vardır, şaki midir said midir yazılıdır” [ عن مجاهد، في قوله ﴿وَكُلَّ إِنْسَانٍ أَلْزَمْنَاهُ طَائِرَهُ فِي عُنُقِهِ﴾ قال: ما من مولود يولد إلا وفي عنقه ورقة مكتوب فيها شقيّ أو سعيد. قال: وسمعته يقول: أولئك ينالهم…

Tövbe Sütunu ve Ebu Lübabe Ra

Ebu Lübabe direği veya Tövbe Direği veya أسطوانة التوبة Hendek gazvesinden hemen sonra Allah rasulu sallallahu aleyhi ve sellem 3000 sahabesiyle birlikte yürüdü, anlaşmayı bozmuş ve islam düsmanlarıyla birlikte hareket etmiş olan Beni Kurayza yahudilerini (kalelerini) kuşattı. Ya Müslüman olmak, ya savaşmak ya da teslim olmaktan başka çareleri yoktu. Ancak teslim olmaları durumunda başlarına ne gelir öğrenmek için Müslümanlardan biriyle istişare yapmak istediler. Ve eski komşuları tanıdıkları Lübabe bin Abdilmunzir hazreterini istediler. Allah rasulu Ebu Lubabeyi onlara gönderdi. Kaleye gelişinde onu ayakta karşıladılar, kadınlar çocuklar yüzüne karşı ağladılar. Ebu Lubabenin kalbi rikkate geldi onlara acıdı. Sordular Muhammedin bize teslim ol teklifini kabul edelim mi ? o da ağız ile “evet teslim olun” dedi ancak eliyle boynunu işaret ederek “bu sizin sonunuz olur” demeyi ima etti. o anda yerimden kıpırdamadan Allaha ve Rasulüne ihanet ettiğimi anladım dedi ve pişmanlıkla çıkıp onu bekleyen Rasulullaha da uğramadan doğruca Mescidi Nebeviye vardı ve kendini bir direğe bağlattı ve “ya burada yemeden içmeden öleceğim ya da Allah tövbemi kabul edecek” dedi. Peygamberimize bu iletildiğinde “Eğer bana gelseydi onun için istiğfar ederdim ancak o yapacağını yapmış, Allah tövbesini kabul etmedikçe onu direkten çözecek değilim” buyurmuştur. Namaz ve hacet vakti hanımı veya kızı onu çözüyor gündüzleri oruç tutuyor…

Gölge Sakallı Zavallılar

Sakalda Yeni Moda: Gölge Sakal (Ne bizden, Ne Sizden) Allah erkeği sakallı yarattı. Kesilmesine müsade etmedi. Allah Rasulü bunun ölçüsünü bir tutam olarak belirledi. Bu miktar sünnet sakalın ölçüsü oldu. Ümmet peygamberin izinde gitti. Uzun asırlar Sünnet uzere yaşadılar cihana hakim oldular. Sonra ahir zaman fitneleri başgösterdi. Avrupa kültür ve modası zayıf müslümanları etkiledi. Onlara hayranlık, hayranlık nispetinde avrupaya uyum başladı. Avrupaya uyum yasaları çıkarıldı.. Sakallar yüzden kazındı. Sakalsız parlak olmak resmi tip sayıldı. Sakalını günlük traş etmemiş öğrenci memur asker ihtar aldı. Bir taraftan “Sakal kıldır tüydür önemsizdir” teraneleri atılırken diğer taraftan o tüye düşmanlık derecesinde bir karşı koyuş geliştirildi. Tüysüzlük resmi ideolojinin sembolü oldu. Sakalını traş eden bu ideolojiye biat etmiş sayıldı. Sakalını uzatan ise düşman addedildi. Devlet onları cezalandırdı: Vergisini son kuruşuna kadar aldı. Görev maaş kapılarını ise sonuna kadar kapattı. Sonra Allah günleri çevirdi. Fıtrat üstün geldi. Ehli Sünnet galip oldu. Yasaklar gevşedi. Sakallı işçi, sakallı imam, sakalli müftü görmek mümkün oldu. Sakalsızlık zorunluluk olmaktan çıktı, bir tercihe dönüştü. İşte o zaman gerçek yüzler meydana çıktı. Kim Sünneti tercih ediyor kim modayı taklit ediyor belli oldu. Müslümanlığı lafta kimseye kaptırmayan, Cennetin en ala yerinden yer kapan cemaatler vardı. Bunlar sünneti erteliyordu. Uygun Zaman gözetiyordu. O yüzden…

Kız Erkek Ayırımı Bebekken Başlar

Soru: Allah Rasulü sas yeni doğmuş bebeğe sarı renk giydirmeyi yasaklamış mıdır, bu işin aslı nedir ? Cevap: Allah Rasulü sas cinsiyet ayırımına çok önem vermiş ve erkeğin kadınsı tavırlar, kadının erkeksi tavırlar göstermesini yasaklamış bu yasağı ihlal edenlerin lanet olacağını haber vermiştir. (1) Bu itibarla konuşma şekli, davranışlar ve giysiler çocuk erkekse erkeğe, kız ise kıza özgün olmalıdır. Hatta bebek kundağı ve beşiğin rengi bile.. O gün Asr-ı Sadette doğan çocuk erkek idi ve hazırlanan kundak kızlara özgün renkte sarı idi. Allah Rasulü sas bunu görünce razı olmamış kızmış ve derhal değiştirilmesini emretmiştir. Şimdilerde unisekiz denilen güya her iki cinsiyete uygun kıyafetler türemiştir. Bunlar dinen caiz değildir. Ileride başgösteren eşcinsellik gibi sapıklıklar anne babanın bu husustaki hataları ve cahillikleri yüzünden olmaktadır. Erkek çocuk küçük yaşta erkek gibi, kız çocuğu da kız gibi yetişmelidir. Baba oğluna rol-model olmalı, anne de kızına. Bunun için erkek çocuklar babayla daha çok vakit geçirmeli annenin dünyasına mahkum olmamalıdır. Keza Medresede okulda da kızların öğretmeni kadın, erkek çocukların öğretmeni erkek olmalıdır. Isa Erdoğan 27.11.2018 gop __________ ١- [عن عبدالله بن عباس:] لعن رسولُ اللهِ ﷺالمُترجِّلاتِ من النساءِ والمُخنَّثين من الرجالِ وقال: أخرجوهم من بيوتكم قال: فأخرج رسولُ اللهِ ﷺ فلانًا وأخرج عمرُ فلانًا. [مسند أحمد ٣/٣١٤ • إسناده…

Yılmaz Aydın’ın Karate Takımına Mahmud Efendi hz’nın Duası

Yılmaz Aydın zamanın dünyaca ünlü Avrupa Karate Şampiyonu. Bu kıssayı onun damadı olan arkadaşım Mehmet Tuna Hocadan dinledim. Yılmaz Aydın öğrencilerine devamlı bahseder “Benim tanıdığım görüştüğüm bir şeyh efendi var Fatihte Mahmud Efendi. Büyük Allah dostudur duası makbul zattır. Ne zaman turnuvaya çıkacak olsam mutlaka ziyaret eder duasını alırım Ve Allah’ın izniyle galibiyetle dönerim..” Şimdi Yılmaz Hoca yaşlanmış, dövüşmeyi bırakmış talebe yetiştirmektedir. Karatecilerden oluşan bir takımı vardır. Önlerinde bu takımın katılacağı bir dünya Karate Turnuvası var. Birlikte Efendi Hazretlerine ziyarete gelirler. Öğrenciler heyecanlıdır o efsane şeyhin huzuruna çıkacaklar.. Ve gelirler sırayla el öperler dua talep ederler. Efendi Hazretleri “Peki, dua edeceğim” der ve bunlar gönülleri ferahlamış, moralleri yüksek bir halde huzurdan ayrılırlar. Turnuvalar 15 gün sürecektir eğer finale kalırlarsa.. Ancak bizim karateciler daha başında dökülmeye başlamışlar. Birinci günkü müsabakalarda yarısı yenilmiş ve elenmiştir. Mehmet hoca diyor ki “babamı aradım nasıl gidiyor” diye sordum. Babam çok üzgün “iyi gitmiyor” dedi. İkinci gün aradım, küplere binmiş haldeydi.. Dedi ki “oğlum Şeyh efendiye söyle nolur duayı bıraksın, böyle giderse hepsi yenilecekler” Üçüncü gün geri kalanları da elenmiş ve bütün takım dayak yemiş yara bere içinde topal aksak uçağa binmişler ve Türkiye dönmüşler. Bunlar indikten bir gün sonra.. Dünya kamuoyu müthiş bir haberle sarsılır….

Mevlid ve Diğer Kandilleri Kutlamak ?

Kandil denilen Mübarek Geceleri Kutlamak Hak mıdır?  Regaib Beraat Miraç Kadir ve Mevlid gecelerini kutlamaya karşı olan kesimin itirazları 3 maddede toplandı, ve cevapları verildi: 1. Itiraz: “Dinde özel gece yok, diğerlerinden faziletli gün ve gece olmaz çünkü bütün geceler Allahındır ve eşittir” derler.. 2. Itiraz : faziletli gün ve geceler olsa bile bunlarda özel ibadet ve merasim düzenlemek yoktur. Olmayan ibadeti icad etmek dine bidat sokmaktır” derler.. 3. İtiraz : ibadet her gün ve gece olmalıdır. Bir kaç geceye özel ibadet merasimi düzenlemek diğer geceleri boş vermeye sebep olmaktadır. Kandil geceleri kutlamak bu açıdan fayda yerine zarar verir” derler Cevab 1) Allah yarattığı bazı zevat ve mekanı başkaları üzerine faziletli kıldığı gibi bazı gün ve gecelere de diğerleri üzerine faziletli kılmıştır, deliller: “Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır” “Cuma gününde bir saat var; dua isabet etse müstecab olur, namaz isabet etse kabul olur” “Her gecenin son üçte birinde Allah dünya semasına nüzul eder ve “var mı dua eden icabet edeceğim var mı şifa isteyen vereceğim..’ şeklinde nida eder.” Kandil geceler i hakkında da sahih veya zayıf hadisler var olduğu için hususi bir fazilete sahip oldukları sabit olmuştur. Çünkü fezail-i âmâl hakkında zayıf hadis ile amel etmek caiz görülmüştür. 2) Faziletli…

Deizme Götüren Öğrenci Soru ve Şüpheleri ve Cevaplar

Düzce Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. F. Günaydın bazı İmam Hatip Okulu öğrencilerini deizme yönelten konular hakkında araştırmalar yaptı. Bunun sonucunda İmam Hatiplilerin belirttiği çeşitli soruları derledi. İşte o 21 soru ve İsa Erdoğan hocanın cevapları : 1. Allah bizim Cennete ve Cehenneme gideceğimizi biliyorsa, neden bizi imtihan ediyor? Cevap: Suç gerçekleşmeden cezasını vermek adalete aykırı olduğu için. Polis örneğin uyuşturucu tacirlerini tespit eder ancak hemen tutuklamaz, onları takibe alır bütün delilleri toplar ve sonunda baskın yapar. Aynı böyle. Cennet güzel amellerin mükafatı, cehennem küfrün cezasıdır, mükafat ve ceza ancak eylemden sonra olur önce olmaz. 2. Öldükten sonra dirileceksek neden ölüyoruz? Cevap: Allah her cana belirli bir ömür biçmiştir. Buna ecel denir. Eceli gelen ölür. Neden ecel tayin etti ? Çünkü dünya hayatı meşekkatlidir ve zaman geçtikçe kişi yaşlanır sağlığını kaybeder ve dünya hayatı çekilmez olur. Kulların ölümü Ölmeyen Diri Olanın büyüklüğünü gösterir hem.. Aynı olamazlar 3. Allah her şeyi bildiği halde neden bizi yarattı? Cevap: Bizim bilemeyeceğimiz yüksek gayeleri ve sırlı hikmetleri O bildiği için. Hem bizi yaratmakla bize en büyük iyiliği yapmıştır. Var olmayı kim istemez.. Bundan dolayı Ona ancak teşekkür etmeliyiz. 4. Bizler Müslüman ailede doğduğumuz için mi Allah’a inanıyoruz. İnanmayan aileden doğanların suçu…

Arapça Öğrenmek Bu Kadar Zor Değildi

Türkiye’de benim tespit ettiğim üç dört çeşit Arapça öğretim metodu var. Medrese usulü, İmam Hatip Lisesi metodu, özel kursların metodu ve hafıza teknikleri yöntemi.. Medrese usulü, en köklü ve en sağlam usuldür. Bunun Doğu usulü ve İstanbul usulü gibi farklı çeşitleri de mevcut. Yazının son kısmında bu usule geleceğiz. İmam Hatip okullarında takip edilen metod adeta öğrenciyi oyalama, yıllarca Arapçayla meşgul olsun ama asla tam  olarak öğrenmesin! türünden bir taktik. En zeki ve başarılı imam hatip öğrencilerinin mezun olduklarında Arapça konuşamadığı gibi Arapça bir eseri de okuyamadıkları bunun göstergesidir. Kardeşim bir imam. Benden sadece iki yaş küçük ve tam altı yıl imam hatip lisesi okudu. Sarıkayada ve Kayseride.. Çok da istekli şuurlu çalışkan ve zekiydi. Son sınıfa geldiğinde sonuçtan pek memnun olmamıştı. Arapçayı öğrenmiş sayılmazdı Kuranı Hadisi anlayamıyordu. Meslek dersi öğretmenine bunun sebebini sordu. Öğretmeni şöyle diyebilmişti “Arkadaşlar bu okul kitaplarıyla Arapça öğrenmeniz mümkün değil. Bakın bunu ilk defa size açıklıyorum “İzhar” isminde bir kitap var Osmanlı medreselerinde en temel Arapça ders kitabıydı. Arapçayı öğrenmek için Mutlaka onu okumanız gerekir.. Evet gerçekten de İmam Birgivi Hz‘nin kaleme aldığı İzhar kitabı medrese hayatım boyunca okumaktan en çok zevk aldığım öğretici doyurucu feyizli bir kitap olmuştur. Akşamları bazen çay faslı düzenler bakkaldan…

İslamî Kıyafetin Mânâ ve Gücü

“Sokaklarda Sarık cübbe ile dolaşmanız bile görenlere emri bil maruftur” Hakikati üzerine.. Bir Müslüman her ortamda söz tavır ve kıyafetiyle “Ben Müslümanlardanım” [Fussilet:33] demelidir. insanların Allah tarafından iki sınıfta değerlendirildiği bu dünyada [Mücadele:19,22] kişi her haliyle “Allah’ın tarafında” olduğunu dost düşmana göstermelidir. Bu itibarla Sakal Sarık Cübbe bir bütün olarak -ve çarşaf- o kişinin ancak Müslümanlardan olduğunu gösterir ve onu gören müminlere iman telkin eder, manevi kuvvet hasıl eder. Kafir münafıklara ise korku keder salar, onları kızdırır [Fetih:29] morallerini bozar umutlarını tahrip eder. 1. Raşha Hocam Şehit Hızır Efendi ks bir sohbetinde şöyle anlattı. Osmanlının yetim evladı bu zavallı Millet laiklik kasırgasının etkisi altında kendi değerlerine yabancılaştırılmış.. Şeriat Sünnet karşıtlığının kuvvetli olduğu yıllarda.. Çarşaflı bir hanımefendi “İstanbulda vapura bindim tek çarşaflı tesettürlü benim” diyor.. İnsanların yadırgayan, kınayan bakışları altında öz vatanımda kendimi garip ve yalnız hissettim. Gönlüm daraldı. Mahzun oldum.. Derken içeriye bir Müslüman girdi. Başında bembeyaz sarığı, sünnet sakalı, uzun cübbesi, yüzünde namazın eseri [Fetih:29] nurlu simasıyla bir Müslüman.. ve boş bir yere oturdu. Onu öylece görmek yetti bana.. Öyle bir feyz aldım öyle genişledim ki.. Bütün ızdırabım gitti sekinet ve huzur buldum. Allaha hamd ettim ona dua ettim.” 2. Raşha Mahmud Efendi Hz’nin Emr-i Bil Marufla vazifelendirdiği talebeler başkanı…