İblis Baş Öğretmen

Kötülük bulaşıcıdır. Pislik gibi. Pisliğe düşen, dokunan bulaşan anında kirlenir. Aids kötülerin hastalığı. Fuhşiyatla bulaşır. Pisin teki ötekine temas eder ve onu da hasta eder. İblis yeminli düşman. Tüm insanlığı saptıracağına ant içmiş. Bunun için bütün bilgi birikimini kullanıyor. O şunu çok iyi biliyor: bozmak kolay. Kirletmek tahrip etmek kolay: al eline pisliği ona buna sür.. herkesi anında kirletirsin En büyük kötülük Allaha isyan. Günaha cüret. İblis bu konuda uzman. Baş öğretmen. Denilir ki insanlar kendi cinsine şehvetle yönelmedi tarih boyunca.. ta ki iblis ilk defa insan kılığına girip önce kendini düzdürdü ve bu ahlaksızlığı avanesine bulaştırdı. Ve böylece yayıldı. İlk günah yine iblisin başı altından çıktı. Allaha isyan etmeye ilk cüret eden iblis. Şerde baş öğretmen. İlk günahı işledi ve öğretti. “Korkma bu meyveyi ye” dedi, yemin etti “size yarayacak” dedi. Ve günah iblisten insanlığa bulaştı. Sonra ilk adam öldürme.. yine aktör iblis; görevi günahı süslemek, pisliği temiz göstermek, cüret aşılamak, Allahı ve azabı unutturmak.. Ve pislik böylece insandan insana yayılır durur. Allahın lütfu burada şu ki her insan temiz yaratılır, günahsız, fıtrat üzere.. tertemiz, sıfır kilometre. Ancak ne olursa bu insana sonradan olur. Onu ilk bozan anne babadır, kardeşleri, sonra öğretmeni, sonra arkadaş çevresi ve sosyal görsel medya….

Çağdaş Kâfirler

Kafir, Cehennem hapishanesinde sonsuz azap görecek kişidir. Peki kafir ne yaptı, suçu nedir ki bu kadar büyük bir cezayı hak ediyor ? Kafirin suçu tek kelimeyle “hakkı gizlemek” Yapılan iyiliği görmezden gelmektir. İyiliğin üstünü örtmek, var olan yok göstermektir. İşte Allah katında en büyük suç budur. Yoksa kafir haktan haberi olmayan cahil kişi değildir. Bilakis kafir hak ve hakikati görmüş, iyice bilmiş anlamış, ancak içindeki fesatlıktan ötürü bunu itiraf etmekten geri duran, bile bile reddeden inatçı ve kibirli kişidir. Allahın kafire ne denli gazap ettiğini ve kafiri neden Cennetten ebedi mahrum edeceğini etrafı kafirle dolu bu dünyadan kolayca anlayabiliriz. Mesela İstanbul trafiği ne kadar sıkışık bilirsiniz. Mevcut iki köprüye rağmen işe gidiş çıkış saatlerinde karşıya geçmek içkenceye dönüşür. Yeni bir köprü, bir tünele ihityaç olduğu gün gibi meydandadır. Bu köprü ve tüneli yapmak her gün trafik işkencesi çeken bu insanlara yapılacak en büyük iyilik olacaktır şüphesiz.. Köprü de yapılır tünel de.. Ve nankör kişi burada ortaya çıkar ve yapılan iyiliği reddeder. Her gün kullanacağı köprüler yollar hakkında sinir bozacak laflar eder ve hizmetin aleyhinde konuşur.. Bu iyiliğin sahibi olan siz o an elinizde olsa ne yaparsınız ? O köprüyü, o tüneli bu nankör herife yasaklamak istersiniz değil mi !? Evet….

İmam

Allahın adıyla. “İmam” lider demektir. Bu kelimeyi ilk defa Kuranla duyduk. Allah, dostu İbrahime seni insanlığa imam yapacağım dediğinde. Bir de müslümanların duası vardı “Allahım bizleri mütteki kullara imam eyle” Ve Allah ahiret günü her insanı imamıyla çağıracağız buyurur. Dünyada hangi imamın, liderin izinden gitti isen ahirette onunla birlikte olacaksın. Bu kadarı imam olmanın değerini anlamak için yeter. Hayır Türkiyede bilinen imam bundan farklı değil. Bizzat budur, Kuranda sözü edilen imamdır. Belki amelde imamlarımız makamın yerini tam dolduramıyor. Ancak bu şan, bu makam o görevin mazmununda münderictir. islamda en büyük rütbe cuma namazına liderlik yapmaktır. Sahabe geldi Ya Rasulallah bana bir amel öğret onu yaparsam cennete gideyim” deyince “imam ol” Eğer olamazsan imama en yakın ol, namazını imamın gölgesinde kıl” demişti. Allah namaza liderlik yapan İmamın başını sıvazlar” Allah namazda imamın kalbine nazar eder, onda hayır arar, görürse daha cemaate bakmaz, bütün cemaati ona bağışlar namazlarını toptan kabul eder.. “ İmam olmak mı üstün müezzin olmak mı ? Koca koca müçtehitler ihtilaf ettiler. Müezzinlik efdal diyenlere karşı imam Azam öğle bir delil getirdi ki.. diyecek söz bırakmadı. “Elbette imamlık üstün çünkü baksanıza Rasulullah müezzin değil, imamdı imam” Hem Türkiyede imam olan müezzin de olur hatip de olur müftü de olur….

Kader ve İsra 13

İsra 13. Ayetin Doğru Tefsiri ve Sapığın İftirasına Cevap  وَكُلَّ إِنْسَانٍ أَلْزَمْنَاهُ طَائِرَهُ فِي عُنُقِهِ﴾ إسراء ١٣ ﴿ Diyanet Işleri meali: Her insanın boynuna işlediklerini dolarız ve kıyamet günü açılmış bulacağı Kitap’ı önüne çıkarırız. Elmalili Hamdi Yazîr meali: Her insanın amel defterini boynuna doladık, kıyamet günü açılmış bulacağı kitabı önüne çıkarırız. Ehli Sünnet vel Cemaat Ana tefsirler bu ayete iki türlü mana verdiler : 1) Her insana, yaptığı amellerini boynuna bağladık. Kıyamet günü açılmış (okunaklı) bir kitap olarak onun için çıkaracağız.” Bu tefsire göre (طائر) ifadesi ameller manasına gelir. Aslında “tair” kuş demek. Ve kuşun uçup gittiği gibi kişinin amelleri maziye uçup gider. Allah bunların boşlukta kaybolmadığını, zabt ve kayıt altına alınıp kişinin boyununa dolandığını haber vermiştir. 2) Diğer Ehli Sünnet tefsire göre ayetin manası: “Her insanı boyunundan kaderine bağladık..” Bu tefsire göre (طائر) kelimesi kader demektir ve kişi kaderine boynundan bağlıdır onun ne gerisine ne de ilerisine geçemez. Bu manayı verenler Allah Rasulü sallallahu aleyhi vesellem’in bir hadisine dayanır: “Her doğanın boynunda asılı bir kağıt vardır, şaki midir said midir yazılıdır” [ عن مجاهد، في قوله ﴿وَكُلَّ إِنْسَانٍ أَلْزَمْنَاهُ طَائِرَهُ فِي عُنُقِهِ﴾ قال: ما من مولود يولد إلا وفي عنقه ورقة مكتوب فيها شقيّ أو سعيد. قال: وسمعته يقول: أولئك ينالهم…

Gölge Sakallı Zavallılar

Sakalda Yeni Moda: Gölge Sakal (Ne bizden, Ne Sizden) Allah erkeği sakallı yarattı. Kesilmesine müsade etmedi. Allah Rasulü bunun ölçüsünü bir tutam olarak belirledi. Bu miktar sünnet sakalın ölçüsü oldu. Ümmet peygamberin izinde gitti. Uzun asırlar Sünnet uzere yaşadılar cihana hakim oldular. Sonra ahir zaman fitneleri başgösterdi. Avrupa kültür ve modası zayıf müslümanları etkiledi. Onlara hayranlık, hayranlık nispetinde avrupaya uyum başladı. Avrupaya uyum yasaları çıkarıldı.. Sakallar yüzden kazındı. Sakalsız parlak olmak resmi tip sayıldı. Sakalını günlük traş etmemiş öğrenci memur asker ihtar aldı. Bir taraftan “Sakal kıldır tüydür önemsizdir” teraneleri atılırken diğer taraftan o tüye düşmanlık derecesinde bir karşı koyuş geliştirildi. Tüysüzlük resmi ideolojinin sembolü oldu. Sakalını traş eden bu ideolojiye biat etmiş sayıldı. Sakalını uzatan ise düşman addedildi. Devlet onları cezalandırdı: Vergisini son kuruşuna kadar aldı. Görev maaş kapılarını ise sonuna kadar kapattı. Sonra Allah günleri çevirdi. Fıtrat üstün geldi. Ehli Sünnet galip oldu. Yasaklar gevşedi. Sakallı işçi, sakallı imam, sakalli müftü görmek mümkün oldu. Sakalsızlık zorunluluk olmaktan çıktı, bir tercihe dönüştü. İşte o zaman gerçek yüzler meydana çıktı. Kim Sünneti tercih ediyor kim modayı taklit ediyor belli oldu. Müslümanlığı lafta kimseye kaptırmayan, Cennetin en ala yerinden yer kapan cemaatler vardı. Bunlar sünneti erteliyordu. Uygun Zaman gözetiyordu. O yüzden…

Mevlid ve Diğer Kandilleri Kutlamak ?

Kandil denilen Mübarek Geceleri Kutlamak Hak mıdır?  Regaib Beraat Miraç Kadir ve Mevlid gecelerini kutlamaya karşı olan kesimin itirazları 3 maddede toplandı, ve cevapları verildi: 1. Itiraz: “Dinde özel gece yok, diğerlerinden faziletli gün ve gece olmaz çünkü bütün geceler Allahındır ve eşittir” derler.. 2. Itiraz : faziletli gün ve geceler olsa bile bunlarda özel ibadet ve merasim düzenlemek yoktur. Olmayan ibadeti icad etmek dine bidat sokmaktır” derler.. 3. İtiraz : ibadet her gün ve gece olmalıdır. Bir kaç geceye özel ibadet merasimi düzenlemek diğer geceleri boş vermeye sebep olmaktadır. Kandil geceleri kutlamak bu açıdan fayda yerine zarar verir” derler Cevab 1) Allah yarattığı bazı zevat ve mekanı başkaları üzerine faziletli kıldığı gibi bazı gün ve gecelere de diğerleri üzerine faziletli kılmıştır, deliller: “Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır” “Cuma gününde bir saat var; dua isabet etse müstecab olur, namaz isabet etse kabul olur” “Her gecenin son üçte birinde Allah dünya semasına nüzul eder ve “var mı dua eden icabet edeceğim var mı şifa isteyen vereceğim..’ şeklinde nida eder.” Kandil geceler i hakkında da sahih veya zayıf hadisler var olduğu için hususi bir fazilete sahip oldukları sabit olmuştur. Çünkü fezail-i âmâl hakkında zayıf hadis ile amel etmek caiz görülmüştür. 2) Faziletli…

Deizme Götüren Öğrenci Soru ve Şüpheleri ve Cevaplar

Düzce Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. F. Günaydın bazı İmam Hatip Okulu öğrencilerini deizme yönelten konular hakkında araştırmalar yaptı. Bunun sonucunda İmam Hatiplilerin belirttiği çeşitli soruları derledi. İşte o 21 soru ve İsa Erdoğan hocanın cevapları : 1. Allah bizim Cennete ve Cehenneme gideceğimizi biliyorsa, neden bizi imtihan ediyor? Cevap: Suç gerçekleşmeden cezasını vermek adalete aykırı olduğu için. Polis örneğin uyuşturucu tacirlerini tespit eder ancak hemen tutuklamaz, onları takibe alır bütün delilleri toplar ve sonunda baskın yapar. Aynı böyle. Cennet güzel amellerin mükafatı, cehennem küfrün cezasıdır, mükafat ve ceza ancak eylemden sonra olur önce olmaz. 2. Öldükten sonra dirileceksek neden ölüyoruz? Cevap: Allah her cana belirli bir ömür biçmiştir. Buna ecel denir. Eceli gelen ölür. Neden ecel tayin etti ? Çünkü dünya hayatı meşekkatlidir ve zaman geçtikçe kişi yaşlanır sağlığını kaybeder ve dünya hayatı çekilmez olur. Kulların ölümü Ölmeyen Diri Olanın büyüklüğünü gösterir hem.. Aynı olamazlar 3. Allah her şeyi bildiği halde neden bizi yarattı? Cevap: Bizim bilemeyeceğimiz yüksek gayeleri ve sırlı hikmetleri O bildiği için. Hem bizi yaratmakla bize en büyük iyiliği yapmıştır. Var olmayı kim istemez.. Bundan dolayı Ona ancak teşekkür etmeliyiz. 4. Bizler Müslüman ailede doğduğumuz için mi Allah’a inanıyoruz. İnanmayan aileden doğanların suçu…

Arapça Öğrenmek Bu Kadar Zor Değildi

Türkiye’de benim tespit ettiğim üç dört çeşit Arapça öğretim metodu var. Medrese usulü, İmam Hatip Lisesi metodu, özel kursların metodu ve hafıza teknikleri yöntemi.. Medrese usulü, en köklü ve en sağlam usuldür. Bunun Doğu usulü ve İstanbul usulü gibi farklı çeşitleri de mevcut. Yazının son kısmında bu usule geleceğiz. İmam Hatip okullarında takip edilen metod adeta öğrenciyi oyalama, yıllarca Arapçayla meşgul olsun ama asla tam  olarak öğrenmesin! türünden bir taktik. En zeki ve başarılı imam hatip öğrencilerinin mezun olduklarında Arapça konuşamadığı gibi Arapça bir eseri de okuyamadıkları bunun göstergesidir. Kardeşim bir imam. Benden sadece iki yaş küçük ve tam altı yıl imam hatip lisesi okudu. Sarıkayada ve Kayseride.. Çok da istekli şuurlu çalışkan ve zekiydi. Son sınıfa geldiğinde sonuçtan pek memnun olmamıştı. Arapçayı öğrenmiş sayılmazdı Kuranı Hadisi anlayamıyordu. Meslek dersi öğretmenine bunun sebebini sordu. Öğretmeni şöyle diyebilmişti “Arkadaşlar bu okul kitaplarıyla Arapça öğrenmeniz mümkün değil. Bakın bunu ilk defa size açıklıyorum “İzhar” isminde bir kitap var Osmanlı medreselerinde en temel Arapça ders kitabıydı. Arapçayı öğrenmek için Mutlaka onu okumanız gerekir.. Evet gerçekten de İmam Birgivi Hz‘nin kaleme aldığı İzhar kitabı medrese hayatım boyunca okumaktan en çok zevk aldığım öğretici doyurucu feyizli bir kitap olmuştur. Akşamları bazen çay faslı düzenler bakkaldan…

İslamî Kıyafetin Mânâ ve Gücü

“Sokaklarda Sarık cübbe ile dolaşmanız bile görenlere emri bil maruftur” Hakikati üzerine.. Bir Müslüman her ortamda söz tavır ve kıyafetiyle “Ben Müslümanlardanım” [Fussilet:33] demelidir. insanların Allah tarafından iki sınıfta değerlendirildiği bu dünyada [Mücadele:19,22] kişi her haliyle “Allah’ın tarafında” olduğunu dost düşmana göstermelidir. Bu itibarla Sakal Sarık Cübbe bir bütün olarak -ve çarşaf- o kişinin ancak Müslümanlardan olduğunu gösterir ve onu gören müminlere iman telkin eder, manevi kuvvet hasıl eder. Kafir münafıklara ise korku keder salar, onları kızdırır [Fetih:29] morallerini bozar umutlarını tahrip eder. 1. Raşha Hocam Şehit Hızır Efendi ks bir sohbetinde şöyle anlattı. Osmanlının yetim evladı bu zavallı Millet laiklik kasırgasının etkisi altında kendi değerlerine yabancılaştırılmış.. Şeriat Sünnet karşıtlığının kuvvetli olduğu yıllarda.. Çarşaflı bir hanımefendi “İstanbulda vapura bindim tek çarşaflı tesettürlü benim” diyor.. İnsanların yadırgayan, kınayan bakışları altında öz vatanımda kendimi garip ve yalnız hissettim. Gönlüm daraldı. Mahzun oldum.. Derken içeriye bir Müslüman girdi. Başında bembeyaz sarığı, sünnet sakalı, uzun cübbesi, yüzünde namazın eseri [Fetih:29] nurlu simasıyla bir Müslüman.. ve boş bir yere oturdu. Onu öylece görmek yetti bana.. Öyle bir feyz aldım öyle genişledim ki.. Bütün ızdırabım gitti sekinet ve huzur buldum. Allaha hamd ettim ona dua ettim.” 2. Raşha Mahmud Efendi Hz’nin Emr-i Bil Marufla vazifelendirdiği talebeler başkanı…

Hafıza Teknikleri ve Medrese Usulü Ilim Tasili

Sene 2018. Son yıllarda biri çıkmış iddia ediyor “gelin benim açtığım kursa katılın benim keşfettiğim modern hafıza teknikleriyle size ingilizce öğreteyim, Arapça öğreteyim, yok 200 yabancı kelime öğreteyim.. öyle bir öğretirim ki bir daha unutamazsınız vs ” diyor. Aslında Arapçayı ettiği öğrettiği yok. Hatırı sayılır para ödeyip bunun kursuna katılan birine rastladım, tek kelime ile isyan ediyordu “Bir şey öğrenmiş değilim, haram olsun aldığı para!” diyordu. Bir kaç cümle, üç beş kelime öğrenenler de oluyor. Peki nedir bu esrarengiz(!) teknik ? Bu sihirli hafıza tekniği adında iddia edildiği gibi modern mi, yeni mi bulundu ? Hayır. Klasik  Medrese kitapları, arapça öğretim usulleri incelendiğinde bu tekniğin bin yılı aşkın süredir başarılı bir şekilde İslami ilimler tahsilinde kullanıldığı görülecektir. Geçmiş ulema -Allah onlardan razı olsun- öyle diğergam, öyle kadirşinas insanlardı ki.. Kitap telifinde takip ettikleri usul sayesinde bugün keşfedilen(!) hafıza tekniğini medrese talebelerine zaten sunmuşlardır. Şöyle ki; bir alim veciz bir kitap yazar, ardından gelen başkası bu metne bir şerh kaleme alır, bir sonraki bu şerh üzerine haşiye, bir başkası ona bir tahkik ilave eder. Ve böylece bilgi, birbirine zincirleme ekli alakalı bir şekilde çoğalır. İlim Talebesi ilk yazılan metni kısa ve öz olduğu için kolayca ezber. Üzerine kademe kademe harmanlanan bilgiyi…

Mahmud Efendi Hz ve Sarık

Mahmud Efendi Hz sarıkla o kadar özdeşleşmiş ki Türkiyede sarık denilince akla imam Mahmud Efendi, Mahmud Efendi denilince akla Sarık gelir. 90’lı yıllar.. Kayseride okuduğum sıralar duymuştum “İstanbulda Mahmud Efendi adında bir alim var, Kuran kursları var, her geleni kabul ediyor ve talebelerden para almıyor.. Kuranın manasını; Arapça öğretiyor. Kendisi de Sarıklı cübbeli, bütün cemaati ve talebeleri de Sarıklı cübbeli..” Diye duymuş ve Efendi hazretlerini o gün gıyaben sevmiştim.. Mahmud Efendi Hazretleri sarığa o denli ehemmiyet verir ki Sarık için adeta canını feda eder. “Bu sarık Rasulullahın sarığı” “Semadan indi bu Sarık” derken sarık sevgisinin gerisindeki hissiyatı anlarsınız. Hakiki mümin kendine istediği iyiliği kardeşleri için de isteyendir” hadisi nebevisi gereği Imam Mahmud Efendi hz müritlerine, talebelerine ve kendisini seven, sohbetini dinleyen herkese bu sarığı telkin, tembih ve teşvik etmiş ve günden güne genişleyen bir sarıklı mücahidler ordusu yetiştirmiştir. Ali Haydar Efendi Hz ve Sarık Şu kıssayı hz Şeyh efendimiz defaaten anlatmıştır “Bir gün Efendi Babamın yanına sarıksız girmiş oldum. Bana dedi ki oğlum Mahmud bir daha benim yanıma sarıksız gelme” Onun bu sözünden o kadar lezzet o kadar lezzet aldım ki.. ‘Rasulullahın Sünnetine böyle ehemmiyet veren bir şeyhim var’ diye çok sevindim.. Iki binli yılların başlarında bu kıssayı yeniden anlattı…

Allah Cehennemlik Kulları Neden Yarattı?

Çocuklar sınıfta Din dersi öğretmenine sormuşlar “Allah kulların cehenneme gideceğini bildiği halde neden yarattı? Cevap Soruyu soran Allahı Cennet ve Cehennemi bildiğine göre inançlı müslüman. Öyle ise ayetler ekseninde konuşalım ki cevap kesin ve net olsun. 1) Mülk Allahın. O mülkünde dilediği gibi tasarruf eder. Kimse Onu sorgulayamaz, O herkesi sorgulayacak. Enbiya:23 2) Yüce Allah Ben arzda halife yaratacağım” deyince, Melekler “sen bozgunculuk yapacak kan dönecek (cehennemlik) kimseler mi yaratacaksın?” demişler, Allah ise “Ben sizin bilmediğinizi bilirim” buyurmuş ve kulları itirazsız teslim olmaya çağırmıştır. Bakara:30 Çünkü Allah Alîmdir Hakîmdir. Ne yaparsa doğru ve yerli yerindedir. 3) Allah kullarını cehenneme girsinler için yaratmadı. Öyle olsaydı onları doğrudan cehenneme sokardı. Ama hayır, önce dünyaya gönderiyor, Akıl kitap rasul şeriat veriyor.. Cenneti kazanma fırsat ve imkanı veriyor.. Ancak istemeyeni “ben cehennemi tercih ediyorum” diyeni cehenneme gönderiyor. Bu durumda suçlu ve zalim olan kuldur. Yunus:44 4) Allah her doğan kişiyi islâm kabiliyeti üzere imana meyilli yaratmıştır. Kendisini tüm Ruhlara tanıtımış, varlığına birliğine şahit tutmuştur. Araf:172 Bununla yetinmemiş ona yol gösterici peygamberler göndermiştir. Ve her insan için bir cehennem ve bir cennet yaratmıştır (Buhari) Bütün bunlara karşı inkar ve isyana sapıp bile bile cehenneme gidenler ancak kendini kınamalıdır. 5) Allah isteseydi herkes zorunlu olarak iman…

Kadına Şiddet Bahanesiyle Hocaya Şirret

Bir hoca Kuranın bir ayetini teferans tutarak kadının icabında kocası tarafından dövülebileceğini uzun uzun anlatıyor: “Maksad kadına eziyet vermek olmadan erkeğin itaatsiz karısı karşısındaki acizliğini ve stresini gidermek ve böylece anlaşıp barışma yoluna gitmek ve evliliği sarsacak radikal katarlar almaktan kurtulmak olduğunu..” izah ediyor.. Bu aslında çok eski bir konuşma. Ancak 8 Mart Dunya kadınlar günü denilen bir zamanada şeriat karşıtı medya organları tarafindan kasıtlı olarak bu videoyu internette televizyonlarda o kadar yayımlanıyor ki bir anda Türkiyenin gündemine oturyor ve sn Cumhurbaşkanı da bu konuda açıklama yapma gereği duyuyor. Kısaca söyledikleri: “Din adamı olarak ortaya çıkıp da kadınla ilgili çok farklı açıklamalarda bulunup dinimizde kesinlikle yeri olmayan bazı içtihatta bulunan kişiler ortaya çıkıyor. Anlamak mümkün değil. Bunlar ya bu asırda yaşamıyorlar, çok farklı bir dünyada yaşıyorlar. Çünkü İslam’ın güncellenmesinin gerektiğini bilmeyecek kadar da aciz bunlar. İslam’ın hükümlerinin güncellenmesi var. Siz İslam’ı 14 asır öncesi hükümleri ile bugün uygulayamazsınız.Beni birçok hoca efendi tefe koyacak o ayrı mesele. Rabbim bizi tefe koymasın..” Aslında Reis Osmanlının son hazırlattığı iskam hukuku Mecelle-i Ahkam-ı Adliyede gecen bir hükmü söylüyor: تبدل الأحكام بتغير الأزمان “Zamanın değişmesiyle islamın bazı hükümleri de değişebilir..” Tabi burada değişmesi mümkün olanlar muamelat kabilinden olan içtihatlardır. Çünkü hakkında nass (Dîni metin) varid…

Sahte Mehdiyi Yıkmak İsterken, Dîni Temelden Yıkmak!

Özet : Diyanet ve İlahiyat : insanımızı bozuk akımlardan sahte mehdilerden korumak görevimiz. Bunun için islamda mehdi nehdi yok diyeceğiz. _Ama sahih hadislerde var ? _O zaman o hadisleri de inkar ederiz. Akla ve bilime uymuyor çünkü ! _Bu durumda akıl ve bilim sizin din tespit ölçünüz. Bu ölçü ile hareket edecek nesiller dini her türlü şekle sokarlar, kırparlar yontarlar ve ortada ne Din kalır ne Diyanet.  Böylece kendi bindiğiniz dalı kesmiş olursunuz. “Gençleri bozuk akımlara kapılmaktan nasıl koruyabiliriz” konusunda Diyanet İşleri bir çalışma yapmış ve bir rapor yayınlanmış. Raporda dikkatimi çeken husus, gençlerin Adnan Oktar gibi “ben mehdiyim” diyen kişilere ilgi duyduğunu tespit etmiş, çözüm olarak da gençlere “İslam dininde kişilerin bir mehdi arama ve tabi olma gerekliliği olmadığını öğretmek” olacağını ifade etmişler. Yani kısaca “Mehdi inancını yıkmalıyız!” demişler. Mehdî inancını yıkmak gerçekten çözüm müdür ? Yoksa Din hayatında daha büyük yeni sorunlar üretmek midir ? Bizce asla çözüm değil. Çözüm olmadığı bir kere şuradan belli; Bakınız Türkiye ilahiyatçıları otuz kırk yıldır “Mehdi beklemeyin gelmeyecek” derler ve ancak “gelecek” inancı canlı bir şeklide varlığını korur ve işte “mehti benim” diye ortaya çıkan herhangi bir şarlatan yığınla insanımızı alır arkasından sürükler gider.. İslamın ana kaynaklarında açıkça Mehdi gelecek yazılı iken…